VeAllah, sana azîz bir zaferle yardım etsin. (Fetih 3) Bir şeyi dilediği zaman, O nun emri o şeye ancak Ol! demektir. O da hemen oluverir. (Yasin 82) Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah ın şanı yücedir! Siz yalnız O na döndürüleceksiniz. (Yasin 83) Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Ve mü'minleri müjdele.(Saf 13). 2 Hadisleri okurken, arkasında düşünen, konuşan, Allah haşyetiyle iki büklüm olan bir insan imajı sezilir. Oysa ki, Kur'ân'ın sesinde yüksek bir celâdet, heybetli bir edâ ve cebbar bir şive hissedilir. Bir insan beyanında, birbirinden öyle çok farklı iki üslubu birden tasavvur etmek ne makuldür ne de mümkün. İslamdinine göre, maddi durumu yerinde olan, varlıklı Müslümanların ömürlerinde bir defa hacca gitmesi farzdır. Kur’an’da bu durum şöyle ifade edilmektedir: ”Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır”(Âl-i İmran Suresi, 97. ayet) Peygamberimiz de bu konuyla ilgili olarak SesKaseti: Allah İçin Yaşamak. Müslüman, Allah'ın, dinine bağlananlara verdiği bir isimdir. Kuran'da tarif edilen Müslümanları diğer insanlardan ayıran temel fark ise, bu insanların Allah'ın sonsuz kudretinin farkında olmalarıdır. Allah'ın büyüklüğünü kavramak bunu sözle tasdik etmekten ibaret değildir. olmaktır Dinî terim olarak ise Yüce Allah’a itaat etmek, Hz. Peygamber’in getirdiklerinin hepsini kalp ile tasdik edip dil ile söyleyerek Allah’ın (c.c.) emir ve yasakları doğrultusunda yaşamaktır. Allah’ın (c.c.) dinine teslim olan, Hz. Peygamber’in din adına bildirdiklerine gönülden bağlanan, inandıklarını yaşamaya Kur’an’ın emir ve yasakları insanın doğasına uygun ve uygulanması kolaydır. İslam, kolaylık dinidir. • Rabb’imiz Kur’an’a kulak vermemizi tavsiye etmektedir. • Kur’an’ın öğütlerini dinler, onları hayatımıza tatbik etmeye çalış. ı. rız. 2. AYET bBdmx8. İslam dinine isteksizce yardım etmek kişinin kulluğuna zarar verir mi? Halis Hoca Ebu Hanzala Diğer sosyal medya hesaplarımızdan yayınlamadığımız özel paylaşımlarımızdan güncel olarak haberdar olmak için linke tıklayarak WhatsApp hattımıza abone olabilirsiniz; Soru İslam dinine isteksizce yardım etmek kişinin kulluğuna zarar verir mi? Cevap Allah’ın insan Müslüman olduktan sonra insana bahşetmiş olduğu en büyük nimet insana kendi dinine hizmet etme fırsatı vermesidir. Bundan daha büyük bir nimet Müslüman için olamaz. Yani Allah cc Tevhidden sonra bir de dinine hizmet etme fırsatlarının senin önüne açıyorsa bil ki Rabbin seni seviyor. Rabbinin bu sevgisini gereksiz davranışlarla geri çevirme. Müslümanların işlerinin küçüğü büyüğü olmaz. Sen hangisini yaparsan yap onların sıkıntılarını giderdiğin için kıyamet gününde Allah cc senin sıkıntılarını giderecek. Sen Müslüman kardeşlerine yardımcı olduğun için Allah’ta cc kıyamet gününde ve dünyada sana yardımcı olacaktır. Resûlullah sav Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste buyuruyor ki “Kim Müslümanların dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse Allah cc onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir.” Sen mescidi temizlediğin zaman, sen kermese çıktığın zaman, sen nöbet tuttuğun zaman Müslümanların bir sıkıntısını gideriyorsun. Bununla beraber alemlerin Rabbi olan Allah’ın dinine yardım etmiş oluyorsun. Belki kıyamet gününde en sıkıntılı olduğun dönemde senin dünyadayken isteksiz davranmış olduğun bir amelin bir Müslümanı o sıkıntıdan kurtaracağını göreceksin ve o gün pişman olacaksın. Keşke bende dünyada iken istek ve ihlas ile bu işleri yapsaydım diye. Allah’ın dinine hizmet etmenin küçüğü büyüğü veya basiti olmaz. Allah cc İbrahim ve İsmail’e as Kabe’yi onarmalarını ve inşa etmelerini söyledikten sonra onlara şöyle bir emirde bulunuyor “Ey İbrahim ve İsmail benim evimi orada rüku yapacak, secde edecek ve itikafta bulunacak insanlar için temizleyin.” Allah İbrahim gibi bir Peygambere mescit temizletmiştir. Yani İbrahim Peygamber Allah’a Ben ki Peygamberlerin şahıyım, ben ki Muhammed’in bile kendisine imtisan ettiği İbrahim’im, ben ki Müslümanların atasıyım. Müslümanların mescidini temizlemek bana mı düştü?’ dememiştir. Allah’ın cc emrine imtisal ediyor ve Allah’ın cc evini temizliyor. Müslümanların işlerine ait olan şeyleri küçümsememek gerekiyor. Habeşli zenci bir kadın Peygamber döneminde Peygamberimize gidiyor ve “Ey Allah’ın Resûlü bana mescitte kalacak bir yer ver. Ben orada yatayım hem de mescidi temizleyeyim.” diyor. Ve kadın üstüne mescidi temizleme işini alıyor. Bu kadın vefat ediyor. Rivayet eden ravi aynen şu ifadeyi kullanıyor. “Kadını küçümsediler” diyor. Yani şimdi bu kadını gidip Peygambere haber vermeye gerek yok dediler ve gömdüler. Sabah olunca Peygamber nerede o kadın diye sordu. “Ey Allah’ın Resûlü o kadın öldü. Gece olduğu içinde biz seni rahatsız etmek istemedik.” Peygamber sav sahabeye toplanın dedi. Onları götürdü ve kabristanda onlara cenaze namazı kıldırdı. Buhari, Müslim Normalde Peygamberimizin böyle bir uygulaması yok. Yani kabirlerde namaz kılınmaz normalde. Ama Peygamber sav kabristanda bu kadına namaz kıldırdı. Sonra dedi ki “Ey insanlar bu kabirler karanlık ile doludur. Allah cc benim namazım ve duam ile bu kabirleri aydınlatır.” Peygamberimizin mescidini temizleyen basit bir kadın. Bu görevi bugün birçok Müslümana versen belki kendi kibrine bile bunu yakıştırmaz. Bana mı kaldı der. Çocuklar veya gençler temizlesin der. O vefat ettiğinde önce Allah Resûlüne onu fark ettiriyor. Yani Peygamber sav o kadının yokluğunu fark ediyor. Daha sonra Allah Peygamberine o kadına namaz kıldırıyor. Ve daha sonra Allah bunu ravilerin kafasına hıfzediyor. Raviler bu kadının kıssasını hıfzediyorlar ve aradan bin dört yüz sene geçmesine rağmen ben burada sizlere bu kadını anlatıyorum. Hepimiz belki bu kadının yerinde olmak için bütün dünyayı feda ederiz. Peki kadını bu seviyeye getiren ney? Peygamberin mescidini temizlemekten başka hiçbir şey değil. Onun için bütün Müslümanların faydasına olan işler basite alınmamalıdır. Sen hangi işin seni Allah katında derecelerini yükselteceğine, bütün günahlarına mağfiret edeceğine bilemezsin. Yeter ki ihlas ve istek ile yap. Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına… Kardeşler; hayat bizi kirletiyor ve bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Biz böyle değildik. Mânevi anlamda hep ileri giderdik. Ama ne olduysa uzun bir süredir ileri değil, geri gidiyoruz. Yavaş ama etkili bir değişim ve dönüşüm yani 'bozulma' içindeyiz. Değişiyoruz ama gelişmiyoruz. Yürüyoruz ama hedeflerimize doğru gitmiyoruz. Yaşıyoruz ama eskisi gibi sadece Allah cc için yaşamıyoruz. Kazanıyoruz ama eskisi gibi sadece Allah cc için kazanmıyoruz. Harcıyoruz ama eskisi gibi sadece Allah cc için harcamıyoruz! Farkındamısınız bilmiyorum ama aslında 'harcanıyoruz'. İrtifa ve değer kaybediyoruz İnanın bu gidiş iyi değil. Biliyorum belki bir çoğunuz yoruldunuz, belki bazılarımızın içine 'dünya suyu' kaçtı. Belki bazılarımızın 'kalbi' başka yerlere kaydı. Ama artık daha fazla dolaşmayalım, artık daha fazla oyalanmayalım. Aslımıza, özümüze ve Rabbimize 'dönelim' inşaallah. Çünkü gidecek başka kapı yok! Arkadaşlar; Çok çalışmamız lâzım. Çok gayret göstermemiz lâzım. Sahada çalışanların sayısı azaldı. Dertli insan neredeyse kalmadı. Genelleme yapmak istemiyorum ama geriye doğru gidiyoruz! İnanın çok çalışmamız lâzım.. Çok çalışmak demek, Allah'ın cc Dinine daha çok 'yardım etmek' demektir, yani eskisinden daha çok çalışmak. Daha çok 'din' için 'dava' için koşmak ve 'yorulmak' demektir. Biliniz ki; İslam düşmanları bizden daha çok 'çalışıyor' ve büyük 'hazırlık ve planlar' yapıyorlar. Biz ise yapabileceğimizin çok azını yapıyoruz ve daha kötüsü yaptıklarımızı büyük bir iş gibi görüyoruz. Halbuki büyük 'düşmanlar' sadece topla tüfekle yenilemez. Büyük kafa, büyük yürek ve büyük 'imânla' yenilir! O yüzden önce imânlarımızı arttırmalıyız. İmânlarımızı arttırıcı ortamlarda bulunmalıyız. Okumayı, sohbetleri ve cemaatleri asla terketmemeliyiz. Sohbetler ve cemaatler "okuçular tepesi" gibidir! O yüzden küffar hep cemaatleri yıpratmanın peşindedir! 'Şeytani güçlerin' bu ülkedeki en büyük hedeflerinden biriside 'cemaatleri' bitirmektir. Belki biz çok farkında değiliz ama cemaatler bu ülkede uzun yıllardır şeytani güçlerin 'oyunlarını' bozuyor yada geciktiriyor. O yüzden bundan çok rahatsızlar. Bunun üzerinde büyük 'hesaplar' yapıyorlar. Biz birbirimize uğraşaduralım, adamlar bizim topunuzu birden ortadan kaldırmanın ve etkisiz hale getirmenin hesaplarını yapıyorlar Allah cc korusun. Bari biz derdimizden 'davamızdan' ve sohbet ortamlarından 'uzaklaşarak' onların işini kolaylaştırmayalım. Dostlar; Allah'ın cc dinine eskisinden daha çok 'yardım ve hizmet' etmeliyiz. Hepimiz Allah'ın cc 'yardımcıları' olmalıyız! Yılmadan, yorulmadan, değişip bozulmadan O'nun dinine yardım etmeliyiz inşaallah.. Zor ve 'acımasız' günler yaklaştı. Küffarla büyük 'hesaplaşma' yaklaştı. Biz çok fazla farkında değiliz ama inanınız küffar büyük hazırlık içersindeler! Sürekli planlar yapıyorlar! Onların tüm bu 'hazırlıklarını' ve planlarını sadece bir şekilde bozabiliriz Allah'ın cc Dinine daha fazla ve hakkıyla 'yardım' etmekle. Adeta canımızı dişimize takarak dört elle 'davamıza' sarılmakla. Allah'ın cc dini için yaşamakla. Bunun başka yolu yoktur ve yakın gelecekte inanın buna çok fazla vakit bulamayabiliriz. Haydi, Artık ayağa kalkın ve O'nun cc dinine eskisinden daha fazla yardım edin. O'na cc yardım edenler asla yolda kalmazlar. Ve onlar aslında âhiretteki yerini hazırlarlar. Âhiret konuşanların değil, Koşanların olacak inşaallah. Selâm ile.. Abdülhamit Kahraman Allah yoluna davet nasıl olmalıdır?İnsan, sahip olduğu güzelliklerden başkasının da istifade etmesini ister. Hele bu güzellik, insana dünyada müthiş bir huzur, âhirette sonsuz bir saadet sebebi ise, bir rahmet çağlayanı gibi bu güzelliği herkesle paylaşmaktan büyük bir haz alır. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile diğer peygamberân-ı izâm ve Allah dostları, yakînen hissettikleri îman heyecan ve lezzetini, başka insanlara da tattırabilmek için gece gündüz çalışmışlardır. Çünkü onlar neredeyse Cennet’in kokusunu alacak kadar ona yakın olmuşlar ve yine Cehennem’in sıcaklığını hissedecek kadar ondan korkmuşlardır. Bu sebeple insanların göz göre göre kendilerini ateşe atmalarına hassas gönülleri elvermemiştir. Peygamber Efendimiz’in gönül dünyasını şu âyet-i kerîme ne güzel ifade eder “Rasûlüm! Onlar îman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!” eş-Şuarâ, 3 Peygamber Efendimiz’in, kendisinin insanları ateşten kurtarmak için gayretini anlatan şu hadîs-i şerifi de çok mânidardır “Benim ve sizin durumunuz; ateş yakıp da ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” Müslim, Fezâil, 19; Ayrıca bkz. Buhârî, Rikâk, 26; Tirmizî, Edeb, 82 Allâh’ın dinine dâvet eden peygamber ve evliyâullah, her ne kadar kendi gözleriyle görmüş gibi Cennet ve Cehenneme inanmış olsalar ve insanları Cennet’e dâvet için canhıraş bir şekilde gayret gösterseler de insanların bir kısmı Allâh’a inanmayı, bir kısmı da inkârı seçmiştir ve seçecektir. Çünkü her iki sonsuz mekân için de “gönüllüler” bulunması, dünyanın kuruluş hikmetidir. Bu dünya, büyük bir imtihan âlemidir. Herkes kendi irâde ve tercihleri neticesinde Cennet veya Cehennem’e gidecektir. Ve insanları Cennet’e zorlayarak götürme emri, vazifesi yahut sorumluluğu Peygamber Efendimize dahî verilmemiştir. Âyet-i kerimede bu husus şöyle ifade buyrulur “O hâlde Rasûlüm!, öğüt ver. Çünkü sen sadece öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin.” el-Ğâşiye, 21-22 ALLAH YOLUNA DAVET DÜSTURU Bu sebeple Allah yoluna dâvet eden kimseler, Peygamber Efendimize tâlim edilen şu düsturla insanları çağırmayı prensip edinmişlerdir “Rasûlüm! Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidâyete erenleri de hakkıyla bilir.” en-Nahl, 125 Tebliğ, candan olmalı ve gönüllere ulaşmalıdır. Baskı, kavga, cedel ve tartışmalarla muhatabı susturmak mümkündür; ancak bu metotla onu iknâ etmek ve gönlüne girmek mümkün değildir. Bu sebeple Yunus Emre, asırlar öncesinden “Ben gelmedim dâvî kavga için Benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir Gönüller yapmaya geldim.” demiş ve onun çağrısı pek çok gönülde tesirini göstermiştir. Bugün de Allâh’ın dinine yardım etmek isteyenler, insanların gönlüne ulaşacak yolları bulmalıdırlar. Kaynak Zâhide Topçu, Şebnem Dergisi, Sayı 187 İslam ve İhsan Günümüz toplumunda çok yaygın bir düşünce hâkimdir. “Din, kişiyle Allah arasındadır” ve “herkes inançlarını dört duvar arasında yaşamalıdır”. İnançların dışa dönük yaşanması ve yaygınlaştırılmaya çalışılması gereksiz, gösteriş amaçlı bir eylem olarak görülür ve bir kısım insan tarafından kınanır. Elbette çıkar ve gösteriş amacıyla dini konuları istismar eden insanlar her toplumda mevcuttur. Ancak hiçbir çıkar gözetmeksizin yalnızca Allah’ın sevgi ve rızasını kazanmak amacıyla O’nun dinine yardım eden samimi kişileri ayırt edebilmek gerekir. Allah yolunda samimi mücadele eden kişiler, gerekirse canlarını ve mallarını hiç düşünmeden bu uğurda harcarlar. Ayetlere tam iman ettikleri için, İslam’a ve Müslümanlara yardım ederek mallarının veya canlarının eksilmesinden korkmazlar. Çünkü Allah ayetlerinde, dinine yardım edene yardım edeceğini ve ayaklarını sağlamlaştıracağını vaat eder. Ey iman edenler, eğer siz Allah’a Allah adına İslama ve Müslümanlara yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır. Muhammed Suresi, 7 Bir Müslüman’ın en önemli görevlerinden biri, çevresindeki insanlara Kuran ahlakını anlatmak ve onları Allah’a iman etmeye teşvik etmektir. Kuran’da Müslümanların insanları uyarmalarıyla ilgili çok açık ve kesin hükümler vardır. Bunlardan bir tanesi Müddesir Suresi’nin 1. ve 2. ayetlerinde bildirilmiştir "Ey bürünüp örtünen, kalk ve bundan böyle uyar." Müddessir Suresi, 1-2 Allah Şuara Suresi’nin 214. ayetinde “Öncelikle En yakın hısımlarını aşiretini uyar.” buyurmuştur. Bir başka ayette ise yarattığı tüm nimetleri durmaksızın anlatmamızı emretmiştir. “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” Duha Suresi, 11 Samimi bir Müslüman, Kuran’da Rabbinin emrettiği tüm ayetleri titizlikle yerine getirmeye gücü yettiğince gayret eder. Sadece namaz kılıp oruç tutarak, yaptığı kadarını yeterli bulup tebliğ ayetlerinden kendini müstağni görmez. Rabbinin nimetini anlatacak fırsatı olup da insanların tepkilerinden çekinerek bu ibadeti yerine getirmeyen kişi, eline geçen ecir fırsatını kaçırmış olur. Oysa Allah insanların değil, yalnızca Kendi rızasının gözetilmesini emreder. İslam dininin yaygınlaşması için çaba sarf etmeyen insanlarla, hayatlarını Allah yoluna adayan, 24 saatlerini bu uğurda kullanan insanlar elbette Allah katında eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihat edenleri oturanlara göre üstün kılmıştır. Mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği cenneti va’detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. Nisa Suresi, 95 Müslüman’ın en birinci mesleği mümin olmaktır. Mümin olmanın tüm gereklerini yerine getirirken, aynı zamanda çevrelerindeki kişileri de teşvik etmekle sorumludurlar. Kuran’da, inananların tüm hayatlarını tebliğ, yani dinlerini anlatmak üzerine bina etmeleri gerektiği bildirilir. İman edenler işlerini, yerleşim yerlerini, yaşam biçimlerini bu sorumluluklarına göre düzenlerler. Bir Müslüman için, Allah’ın varlığı ve gücünün tüm insanlar tarafından bilinmesi, insanların sonsuz cehennemden haberdar edilerek dünyadaki amellerinden sorguya çekileceklerinin hatırlatılması, kendi eğlencesi ve rahatından çok daha önemlidir. İyi insan olmanın yeterli olduğunu düşünen pek çok insanın gaflet uykusundan uyanması ve din ahlakını yaşamadıkları takdirde nasıl bir sonun kendilerini beklediğini öğrenmeleri konusunda ellerinden gelen çabayı gösterirler. Allah’ın müminlere olan bu emri bir ayette şöyle ifade edilmiştir "İşin hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar." Meryem Suresi, 39 Müslümanlar çok önemli olan tebliğ ibadetini yerine getirirken yine ayetler ışığında hareket ederek yumuşak ve güzel sözle insanları İslam’a davet ederler. Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi... Ali İmran Suresi, 159 Asla “Dinde zorlama ve baskı yoktur…” Bakara Suresi, 256 Unutmamak gerekir ki tebliğ yapılan kişi, şayet kaderinde iman etmek varsa Allah’ın izni ve dilemesi ile imanı tercih eder. İnsanlar iman etmiyor diye üzüntü duymak mümine yakışan bir tavır olmaz. Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir. Bir ayetinde Rabbimiz, peygamber efendimiz sav’i bu konuda şöyle uyarmıştır Şimdi onlar bu söze Kur’an’a inanmayacak olurlarsa Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin öyle mi? Kehf Suresi, 6 Müslümanlar, hiçbir konuda kendilerini yeterli görmeden, bir saat sonra ölecekmiş gibi ahiretleri için var güçleriyle çalışmalı ve bunu kendilerine görev edinmelidirler. Amaca giden araçlara dua mahiyetinde sarılarak, Allah’a kul olmanın bütün gereklerini eksiksiz yerine getirip, ahirette Rablerinin yüzünü ve hoşnutluğunu kazanmak için yaşamlarını, ölümlerini, kısacası her şeylerini Allah’a adayarak yaşamalıdırlar. De ki "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır." En’** Suresi, 162 Alıntı... Rahmet ayı olan Mübarek Ramazan Ayı’na girmiş bulunmaktayız. Ramazan Ayı’nda yapılan hayır ve hasenata kat kat sevap verildiği için Müslümanlar zekat ve sadakalarını haklı olarak bu ayda vermenin gayreti içine ki, yılın her gününde zekat ve sadaka verilebilir, verilmelidir de. Çünkü, insanların her zaman ihtiyacı olup ihtiyacı olanlara yardımlarda bulunmak da büyük İslam’da Zekat kesin emirle farz olup şartlarını taşıyan her Müslüman belirlenen miktarda zekatını vermek zorundadır. Zekat ve sadakanın faziletini bildiğimiz için üzerinde fazla durmadan kime, neden, nasıl yardım yapılması üzerinde okurken bir gazetede okumuştum. Erzurum’da bir üniversite öğrencisi harçlığının bir kısmını sadaka olarak bir dilenciye verir. Genç öğrenci dilencinin yanından ayrılmadan dilenci cebinden bir marlboro sigarası çıkarıp yakar. Bu duruma sinirlenen genç “ben harçlığımdan para veriyorum sen marlboro içiyorsun” der, verdiği parayı dilenciden zorla geri alır.“Ben veririm, kim ne yaparsa yapsın” diyemeyiz. Allahcc rızası için verilen bir paranın Allahcc’ın haram kıldığı işlerde kullanılması bize yarar yerine zarar da biz; ister zekat ister sadaka ve isterse başka bir ad altında yapacağımız yardımların nereye, kime verildiğine dikkat etmemiz zorunluluk arz Teâlâ, “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve Allah yolunda ayaklarınızı sabit kılar, kaydırmaz.” Muhammed Sûresi,7 bulunduğum ilmi seviye Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şeriflere mana verecek yetkinlikte olmadığı için tefsirlere ve mesajlarına bakarım. En çok okuduğumuz İhlas Suresi’nin ikinci ayeti “Allâhüssamed” yani, “Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir” buyruğunda olduğu gibi Yüce Allahcc’ın hiç kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur ve O ne dilerse “ol” dediğinde o “Allah'a yardım” ifadesinin Alllahcc’ın emrini yerine getirmek dinine ve Resulüsavne yardım etmek manasında mecazı olarak açıklama imandan sonra siz, Allah'ın emirlerini yerine getirmek suretiyle dinine hizmet edersiniz Allahcc’ta size yardım eder, sizi düşmanlarınıza muzaffer kılar ve savaş alanlarında, cihad mevkilerinde ayaklarınızı kaydırmaz sizi üstün kılar, açıklamasına yer dinine yardım etmek cihattır. Her Müslüman Allahcc’ın dinine ilmiyle, malıyla, canıyla yardım ederek Allahcc’ın yardımına mazhar açıklamalarda cihat ile ilgili iki husus dikkat çekmektedir. Bunlar;1-Allahcc emirlerini yerine getirmek,2-İslam düşmanlarıyla savaşmak, Peygamber Efendimizsav Tebük seferinden dönüşte ashabına; " Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz." buyurunca Eshab-ı Kiram Efendilerimiz büyük cihadın ne olduğunu soruyorlar. Efendimizsav; nefse karşı verilecek mücadeleyi "büyük cihad" olarak başka bir Hadis-i Şerifte Efendimizsav, “Hakiki mücahit nefsine karşı cihad açan kimsedir” Müslümanın büyük cihadı yerine getirebilmesi için “İlim öğrenmeli”, “İlmiyle amel etmeli” ve “amellerini ihlas” ile yapması gerekmektedir. İlim, amel, ihlas olmadan hamasetle cihad olmaz!Bir Müslümanın dinini yaşayabilecek kadar ilim öğrenmesi farzdır. Alimler buna “ilmihal” diyorlar. Ondan sonra öğrendiği ilmin gereklerini yerine getirerek amel etmeli ve bu amelleri ihlasla yani sadece ve sadece Allahcc’nın rızası için riyadan uzak yerine en büyük cihadı, Allahcc’ın dinin öğrenilmesi, öğretilmesi, yaşanılması ve yaşatılmasıdır. Vereceğimiz zekat, sadaka ve diğer yardımları yaparken Allahcc’ın dinini öğreten kişi ve kurumlar olmasına azami derecede hassasiyet gösterilmelidir. Bunun dışındaki hiçbir etken bizi efendim “bizim partiye oy vermediniz, bizim takımı tutmuyorsunuz, bizim mahalleden değilsiniz” gibi yaklaşımların hiçbir haklı tarafı olmayıp ölçümüz Allahcc’ın dininin öğretilmesi ve yaşatılması da açıklamaya çalıştığımız gibi herkes bulunduğu konum ve gücü nispetinde Allahcc’ın dinini öğretmeye çalışanlara yardım ederek kendisine yardım ettiğinin şuuruyla hareket günlerin güncel konusu olduğu için örnek veriyorum. Fenerbahçe Kulübüne “Fener Ol” yardım kampanyası kapsamında yapılacak 100 Milyon TL’nin kişiye dini açıdan hiçbir faydası olmadığı gibi zararı da vardır. Oysa ki, Allahcc’ın dininin öğretilmesine yapılacak 100 TL’nin kişiye yapacağı fayda 100 Milyon TL’den Allahcc katında kat kat daha fazladır. Sonuç olarak; kime, neden, nasıl yardım yapılmasının bilinciyle hareket etmeliyiz.

allah ın dinine nasıl yardım edilir