KısaHikayeler - Rusça Hikayeler Seviye 1 Robinson Crusoe 208014 9789752474666 Anne Of Green Gables 208013 İNGİLİZCE DİLBİLGİSİ ÖZETİ 3133 ENJOY Aralık 12, 2016. 0 1119. Robinson Crusoe kısa özeti, Robinson Crusoe konusu, Robinson Crusoe karakterler, Robinson Crusoe hakkında bilgi. YAZAR Daniel Defoe BİLGİ Defoe’nun altmış yaşında kaleme aldığı ilk romandır. kitap özeti robinson crusoe hikayesinin kısa özeti robinson crusoe ingilizce kısa kitap özeti robinson DanielDefoe: "Robinson Crusoe" nun kısa bir özeti olan okuyucu günlüğü. Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe hakkındaki romanı herkes tarafından biliniyor. Okumamış olanlar bile, bir batıktan sonra ıssız bir adaya giren genç bir denizcinin hikayesini hatırlayın. Yirmi sekiz yıldır orada yaşıyor. Robinson Crusoe birçoğumuzun bildiği ünlü bir eserdir. Kitap Daniel Defoe tarafından yazılmış ve birçok dile çevrilip, defalarca basılmıştır. Robinson Crusoe kitabının özeti, Robinson Crusoe kitabının kişileri, karakter özellikleri ve sayfa sayısını aşağıdan okuyabilirsiniz. 87’nin yazıydı, kapağı güzel diye beğendiğim ve bana alınmış Robinson Crusoe kitabımdan hiç sıkılmamış, okumayı öğrendiğim 5-6 yıl’da onlarca kez okumama rağmen, Pendik burnundaki okulun bahçesinden tersaneleri ve demirdeki yüzen demir yığınlarını seyredip, kum havuzunda kumdan ıssız ada’mı yapıp kibrit çöpleriyle palmiyeler diktiğim. Türkçe Hikayede sempati duyduğum karakter, ana karakter Robinson Cr - İngilizce: The character I sympathize with in the story is the main cha Türkçe-İngilizce Çeviri Yap! 4sKK. Robinson Crouse, Robinson Crouse Özeti, Robinson Crouse Özet, Daniel Defoe Kitabın Adı Robinson CROUSE Kitabın Yazarı Daniel DEFOE Kitabın Basımevi Bilgi Yayınevi Kitabın Basım yılı 1994 Çeviren Ayla ŞENTÜRK YAZAR HAKKINDA BİLGİ Lodra’da doğdu. Gerçekciliği benimseyen ilk İngiliz yazardır. Yoksul bir ailenin çocuğudur. Babası ailenin geçimini kasaplık yaparak sağlamakta idi. Yazar geçimin sağlamak için çeşitli işlere girip çıkmıştır. Avrupanın çeşitli ülkelerini dolaşarak armotörlük ve politik alanda önemli rol oynamıştır. Yazmaya 22 yaşında din adamları aleyhine bir broşür yayınlamakla başladı. 1685 deMouncount Dükünün emri altındaki ihtilalcilere katıldı ve cezalandırılmaktan zor kurtuldu. 1701 yılında hiciv şiiri “Gerçek İngiliz’i” yayınladı. Hükümet aleyhine yazdığı yazılar yüzünden hapse Çıktıktan sonra Peview adında bir dergi önemli eseri Robinson Crusoe’yi yazdığı zaman 60 yaşına gelmişti. 1731 yılında Londra’da öldü. ESERİN ÖZETİ Robinson Crusoe orta halli bir İngiliz ailenin çocuğu idi . Babası Robinsonun iyi bir iş tutup sakin bir hayat sürmesini arzuladığı halde,Robinson denizlere açılıp maceracı bir hayat sürmeye öylsine can atıyorduki, en sonunda evinde daha fazla kaşlamayacağını haberi olmadan ilk yolculuğa mütiş bir fırtınaya öyle bir deniz tutmuştuki karaya sağsalim kavuşamamaktan bir çıksam bir daha denizlerin adını anmıyacağım diye düşünüyordu. Karaya sağsalim çıktıktan sonra arzuları yeniden başlıyarak Avurpaya mal götüren bir gemiye gemiyi birFas korsan esir kıyılarında bir limana esir olarak hayatı öyle zor şartlar altında geçiyorduki ilk fırsatta küçük bir sanadala atlatıp Portekiz yük gemisi onu buldu ve Birezilya’ya bıraktı. Bir İngiliz çifti ona Afrikaya gidip köle getirmesini önerince Robinson’un denizlere açılma arzusu yeniden uyandı,geçirdiklerini unutarak yeniden yola yolculuk Robinson’unun hayatında bir dönüm noktası oldu ve büyük serüven böyle başladı. Gemi Güney Amerika Sahillerinden biraz uzakta bir adanın yakınlarında bir kaya çarpıp ve mürettabattan yalnız Robinson onu kıyıya hiç kimse hayvanların bulunduğunu gösteren birbelirtide göze batmış gemiden çeşitli araçlar ve yiyecek alarak adaya sandalla taşıdı. Önce küçük bir tepenin eteğine yelken bezinden bir çadır önce barutunu dikkatle ikinci düşüncesi yiyecek günlerde elinden geldiği kadar az yiyecek Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet Çok geçmeden Robinson gemide mürekkep ve kağıt buldu ve günüügnüne son hatıralarını yazmaya uzun müddet oturacak hale arka tarafında bir mağara buldu ve ilkel araçlarla mağarayı sandalye,raf ve masa yaptı. Robinson’un bundan sonra adada geçen son yirmidört yılıda ilk günlerden farklı adanın her tarafını gezdi ve adanın diğer yanına bir yazlık ev ve pirinç yetiştire yıl yeni tohumları dikkatle saklıyordu,en sonunda küçük bir tarla ekecek kadar tohumu keçileri yakalayıp onları yakaladı,onlarla eşyalar yaptı,mağarayı genişleterek,dışarıdan gelecek tehlikelere karşı muhafazalı hale getidi. Robinson’un adadaki yirmidördüncü yılının ortasında bir olay,sürdüğü hayatın şeklini buçuk yıl kadar önce adaya vahşilerin geldiğini hehalde başka adadan sanadalla başka bir kabile ile savaşa bir sabah insan kemikleri ve parçalanmış insan eti bularak korkuya geri dönüp kendisini bulmasından vahşillerin bir kısmı adaya döndü,kendilerine ziyafet hazırlığı yaparken Robinson üzerlerine ateş açrak onları yanındaki esirlerden birini alı koymayı adada yalnız onu yakaladığı günün adını diye çağırmaya onun sadık bir kölesi oldu. Bir zaman sonra Robinson,Cuma’ya İngilizce öğretmeyi geldiği adada onyedi beyaz adamın esir olarak tutulduğunu onları kurtararak birlikte uygar dünyaya dönmenin çarelerini araştırmak Cuma büyük bir kayık yaptı ve öbür adaya gitmek üzere sırada adaya yeni bir vahşi topluluğu geldi ve yanlarındada bir miktar daha esir birisi beyaz arasında Cuma’nın babasıda iki esiri kurtarmayı onyedi beyaz esirden biri olan İspanyola elinden geldiği kadar iyiy adasını bir düşman kabile istila etmişti ve oradaki beyaz esirlerin hayatı tehlikedeydi. Robinson İspanyolu ve Cuma’nın babasını öbür esirleri kurtarmaay dönüşünü beklerken bir İngiliz gemisinin adaya demir attığını geçmeden kaptanla iki adamının gemide isyan çıkartan mürettebat tarafından atıldıklarını ve üç denizci gemiyi almatı babası gelmeden adadan ayrılmak birinde gelip onların ne durumda olduklarını öğrenmeyi tayfalardan beşi İngiltere’ye gidip asılmakatansa adada kalmatı uygun Cuma İngiltere’ye yıl süren ayrılıktan sonra1687 Haziranın’da ana vatanına geldiği zaman hiç kimsenin tanımadığı bir Robinson’un maceraları bukadarlada evini bulunduğu yere gelince,annesiyle babasının ve yakınlarının çoğu iki kız kardeşiyle bir erkek kardeşinin sağ kaladıklarını onu İngiltere’de tutan hiçbirşey kalmadığını gören Robinson Lizbon’a mallarını öğrendiklerinden memun şekilde İngiltere’ye ve üç çoçuğu oldu. Karısı öldükten sonra 1695’de yeğenin kaptanlık ettiği bir gemiye binerek Doğu Adalarına ve Çin’e gitmek üzere yola Robinson’un adasına da İngiliz gemiciler yerli kabilenin kızları ile evlendiklerini ve adanın nüfusunun günden güne artmakta olduğunu gördü. Küçük kolonini emniyet ve huzur içinde olduğunu anladıktan sonra Cuma ile Robinson yine gemiye binipo denize giderken gemiye vahşiler hücüm sırasında Cuma sonra Robinson Ümit Burnu’nu dolaştı ve Çine gelince Rob burada bırakılmasını istediler. Rob Çinden sibiryaya giden bir kervana katıldı. En sonunda İngiltereye vardı 54 yıllık ömrünün büyük bölümünü vatanından uzakta macera peşinde geçirmişti. Artık hayatınıngeri kalan kısmınıda vatanında sukunet içinde dönüşü olmayan o büyük yoculuğa yavaş yavaş hazırlanmakla geçirecektir. ESER HAKKINDA BİLGİ Gerçekci roman türünün en güzel örneklerinden olan Robinson Crusoe yazıldığı zamanyayınevleri bu romanı basmak istemediler. Bu eserin okuyucu bulamayacağından kuşku duyuyorlardı. Eserde karekterlerden çok sürüvene önem karakterleri gerçekçi bir dille anlatılmasına rağmen onların ruhlarından ve iç dünyalrından pekaz söz bilinmeyen ve işlenmeyen ve işlenmemiş cesaretin simgesi olarak ele Robinson tek başına ıssız bir adada kalmasına rağmen sadece elindekini kullanarak kalmaz,adada kendine özgü birde uygarlık kurarar. ESERİN ANAFİKRİ Bana göre eserin ana fikri insanın ne olursa olsun hayattan kopmaması gerektiğini,elindeki imkanları değerlendirerek yaşama sımsıkı sarılması gerektiğidir. BAŞLICA KİŞİLER ROBİNSONEserin maceracı bir kişiliğe sahip olup hayata sımsıkı bağlıve elindeki imkanları iyi kullanmasını bilen bir insandır. CUMARobinson’un vahşilerin elinden kurtardığı bir ve çalışkan bir insandır KISA BÖLÜMLER Böylesine serüven dolu bir yaşamım olacağını düşünebilir miydim acaba? Hatta başımdan geçen olayları bir başkası anlatsa ona inanabilir miydim? Kuşkusuz hayır. Ama ben tüm bunları yaşadım. Bu serüven dolu yaşamı her anıyla, her saatiyle, uzun, çok uzun yıllar boyu yaşadım ben… Şimdi düşünüyorum da her şey bir düş, bir karabasan gibi geliyor. Kaderimin beni sürüklediği serüvenleri ve o ıssız adada geçirdiğim uzun yılları anlatmadan önce, yaşam öykümü kısaca anlatmak istiyorum. Ben Robinson. 1632 yılında York kentinde doğdum. Ağabeylerimden biri İs-panyollarla savaşırken ölmüş. Obür ağabeyime ne oldu, bilmiyorum. Babam iyi bir eğitim görmemi ve hukukçu olmamı istiyordu. Babamın bu konudaki sözlerini duydukça tüylerim âdeta diken diken oluyordu. Çünkü okumaktan, hukuktan falan öylesine nefret ediyordum. Benim tek tutkum vardı Deniz. Bir gemiye binip karadan uzaklaşmak, engin denizlerde durmadan dolaşmak istiyordum. Sanki deniz benim kanıma girmişti, yaşamıma girmişti ve beni inanılmaz bir güçle kendine çekiyordu. Obür yandan gerek babam, gerek annem hemen her gün aynı konuyu açıyorlar, uzun uzun konuşuyorlardı. “Oku, kendini yetiştir. Bir avukatın yanında çalışmaya başla. ” Artık on sekiz yaşımdayım. Bir yere çırak girmek, bir avukatın yanında çalışıp oraya buraya koşuşturmak benim için ölüm demekti. Kendi kendime düşünürken, vardığım bu sonuç beni ürkütüyordu. Bir gün annemle konuştum. Ona düşüncelerimi anlattım Bak anne, beni bir yere çırak verirseniz ya da bir avukatın yanına verirseniz, iki gün duramam, hemen kaçarım. Onun için babamla konuş. Benim bir kez olsun denize açılmama izin versin. Bu yolculukta aradığımı bulamazsam eve döneceğime inanın. O zaman ne yapmamı isterseniz yapacağıma size söz veriyorum. Annem bu sözlerime çok üzüldü — Oğlum, baban bu öneriyi asla kabul etmez. Ona bunları nasıl anlatırım ben! Sonunda annemi kandırdım. Babamla bu konuyu konuştu. Babam anneme, “Bir çocuk ancak baba evinde mutlu olur eğer buradan uzaklaşırsa çok mutsuz olacak. Ona izin veremem.” demiş. Annem bana bunları anlattı. Çaresiz boynumu büktüm. Günlük yaşamımı sürdürdüm. Tam bir yıl… Bir arkadaşım, babasının gemisiyle denize açılacaktı. Benim de kendisiyle gelmemi önerdi. Üstelik bu gezi için para da gerekmiyordu. Arkadaşımın konuğu olacaktım. Babama, anneme bir şey söylemeden gemiye binmeye karar verdim. Uç beş parça giysimi bir torbaya koyup gemiye bindim. Gideceğimiz yer Londra idi. Geminin hareketiyle birlikte benim serüven dolu yaşamım başlamış oldu. Ben inanıyorum ki, hiçbir gencin dertleri benimki kadar uzun sürmemiştir. Hiçbir yaşamda böylesine uç uca eklenen acı verici olaylar yaşanmamıştır. Gemi kıyıdan açıldıktan az sonra birden hava karardı. Yer gök birbirine karıştı. O güne kadar denize açılmamıştım. Geminin sallanması beni çok etkiledi. Bulantıdan ne yapacağımı bilemedim. Çok da korktum. Denizciler de en az benim kadar korktular. Kaptan, gemisini fırtınadan kurtarmak için çabalayıp duruyordu. Zaman zaman umutsuzluğa kapılıyordu. “Tanrı’m, bize acı. Hepimiz mahvolacağız”, sözlerini tekrarladığını duydukça korkum daha da arttı. Geceye doğru ikinci kaptanla tayfabaşı, kaptana ana yelken direğini kesmeyi önerdiler. Kaptan önce kabul etmedi. Öbürlerinin ısrarı karşısında, buna razı oldu. Bu konuşmalar sırasında ikinci kaptan, yelkeni kesmezlerse geminin karaya oturacağını söylemişti. Ben o güne dek bunun ne anlama geldiğini bilmediğim için çok korktum. Bunun ne demek olduğunu kimseye de sormadım. Gece yarısı, bir gemici kaptanın yanına geldi, geminin dibinin delindiğini bildirdi. Az sonra da ambarda suyun bir metre kadar yükseldiğini bildirdiler. Bunları duyunca büyük bir korkuya kapıldım. Artık ölüme yaklaştığımı sandım. Yatağıma yatıp battaniyemi başımdan yukarıya çektim. Adamlar beni zorla kaldırdılar. Ambarda biriken suyu dışarı atmak için çalışan gemicilerin arasına getirdiler. Ben de onlara katıldım. Var gücümle suyu boşaltmak için çalışmaya başladım. Ama su öyle hızla doluyordu ki içeriye, tüm gücümüzle çalışmamıza karşın suyun düzeyi gene de yükseliyordu. Herkesin ağzında “Karaya oturmak” sözü durmadan yineleniyordu. Kısa bir süre sonra karaya oturmanın ne olduğunu öğrendim. Yakında bulunan bir gemi bize yaklaştı. Tüm personeli kurtardı. Biz bu geminin güvertesinde toplanıp zavallı gemimizin sonunu izledik. Gemi yavaş yavaş suya battı. Sonunda direkleri bile görünmez oldu. Ben de öğreneceğimi öğrendim. İlk yolculuğumda umulmadık bir ders almıştım. Denize açılmanın ne olduğunu öğrenmiştim. Bizi kurtaran gemiyle Yarmouth’a geldiğimizde arkadaşım olanları babasına anlattı. Benim şanssızlığımdan söz etti. Yaşlı adam bana döndü — Delikanlı, dedi, bir daha denize çıkma sakın. Olanlara bakılırsa deniz yolculuğu sana uğur getirmiyor. — Ama efendim, dedim, sizin de geminiz battı. Bir daha denize çıkmayacak mısınız? — A, bu ayrı konu, dedi gemi sahibi. Bu, benim işim. İşim gereği gene de denize açılmak zorundayım ben. Sana gelince, Tanrı sana bir şeyler anlatmak istedi. Bir daha denize açılırsan daha kötü durumlarla karşılaşacağını göstermek istedi. Meğer adamın içine doğmuş. Bundan sonraki gezilerim için ileri sürdüğü varsayımlar, onun tahmin ettiğinden daha da kötü biçimde gerçekleşti. Meğer benim kaderim böyle zincirleme felâketlerle örülmüş ve bir felâket bitmeden, öbürü başıma gelecekmiş. TUTSAK OLUYORUM Arkadaşımla babasına veda edip karadan Londra’ya gittim. Orada bir süre kaldım. Durmadan düşünüyordum Ne yapmalıydım? Eve mi dönmeliydim, denize mi? Eve dönersem komşular benimle alay edeceklerdi. Orada rahat yüzü göremeyecektim. Annemle babamın, tanıdıklarımın yüzüme bakamayacaktım. Ayrılmadan önce söz verdiğim gibi, birinin yanına çırak olarak girecek, sakin bir yaşam sürecektim. Bir gün rıhtımda bunları düşünerek yürürken bir kaptanla tanıştım. Dalgın ve düşünceli hâlim adamın dikkatini çekmişti. Beni karşısına alıp bazı sorular sordu. Denize açılıp dünyayı dolaşmak istediğimi anlayınca beni gemisine bedava bindirmeyi kabul etti. Karşılığında gemide çalışacak, bir yandan da denizciliği öğrenecektim. Düşümde görsem inanamayacağım bu öneriyi hemen kabul ettim. Kaptanın önerisine uyup yanımdaki kırk sterlinle incik boncuk öteberi satın aldım. İlerde bunları Afrika yerlilerine satıp karşılığında değerli mallar alacaktım. Böylelikle ticarette de ilk adımımı atmış oldum. Denize açıldık. Ben kaptanın öğrettiklerini öğrenmek için onu can kulağıyla dinledim. Gösterdiklerini dikkatle izledim. Kaptan bana ders vermekten büyük zevk duyuyordu. Doğrusu ya, benim kadar meraklı ve tutkulu bir öğrenci bulmak zordu. Gemicilikle ilgili bilgiler edinirken bir yandan da ticarette atılımlar yaptım. Uğradığımız limanlarda elimdeki malları verip yerine epeyce altın tozu topladım. Bunları Londra’ya dönüşte satınca üç yüz sterlin ka-zandım. Doğrusu ya, kaderimin değiştiğine iyiden iyiye inanmaya başlamıştım. Hem denize açılıyor, hem gemicilik öğreniyor, hem de para kazanıyordum. Daha ne isteyebilirdim? Birkaç sefer daha yaptık. Her seferden gene kazançlı döndüm. Epeyce param birikmişti. Ne yazık ki iyiliksever süvari üçüncü seferden dönüşte öldü. Onun yerine ikinci kaptan komutayı aldı. Ben paramın yüz sterlinini yanıma aldım. Geri kalanını iyi kalpli kaptanın eşine emanet bıraktım. Yeni kaptanın komutasında denize açıldıktan sonra kötü yazgım gene kendini gösterdi. Kanarya adaları ile Afrika arasından geçerken bir korsan gemisinin saldırısına uğradık. Korsanlar ellerinde kılıçlarıyla gemimize doluştular. Yelkenleri, halatları kestiler. Hepimizi kıskıvrak yakaladılar. Karşı koymak isteyenleri öldürdüler. Çarpışmada yaralananlar oldu. Bizleri kendi gemilerine aldılar. Sonra yelken açıp Afrika kıyılarına doğru yol aldılar. Fas’ın liman kentlerinden Sale’de demir attık. Buradaki geleneklere göre tutsaklar önce saraya götürülüyordu. Sultan’ın beğendikleri orada kalıyor, öbürleri de tutsak pazarında satılıyordu. Tutsaklar saraya götürülmeden önce korsanların reisi hepimizi baştan aşağı inceledi. Beni gözü tutmuş olmalı ki, sıradan ayırdı. Böylece ben, Robinson Crusoe, korsanların reisinin kölesi oldum. Eh, gemici ve tüccar Robinson şimdi tutsak olarak yeni bir yaşama başlıyor-du. Bakalım daha neler neler görecektim, neler neler gelecekti başıma!.. Babasının evinde kalıp doğduğu kentte bir işe girmeyi beğenmeyen ben, şimdi korsan reisinin evinde bahçe işleriyle uğraşıyordum. Çevremde iki laf edecek kimse yoktu. Ne ingiliz, ne irlandalı, ne Iskoçyalı vardı. iki yıl içinde bazı Arapça sözcüklerle çat pat konuşarak kendimi avutmaya çalıştım. Bu süre içinde durmadan buradan nasıl kaçıp kurtulacağımı düşündüm durdum. Düşünmek bir yana, geceleri düşlerimde kendimi hep kaçarken görüyordum. Bu sıralarda efendim olan korsan küçük yelkenli kayığı ile balık tutmaya çıkarken akrabası olan genç Moley’le beni de yanına almaya başladı. ikimizin de balık tutmakta usta olduğumuzu görmüştü. Böylelikle sıkıcı bahçe işlerinden zaman zaman kurtuluyordum. Efendim bir gün birkaç arkadaşıyla yelkenlide eğlenceye çıkacağını söyledi. Kilerden çıkarttığı bir sürü yiyeceği kayıkla yelkenliye taşımamızı emretti. Ertesi sabah her şeyi hazırdı. Moley’le birlikte yiyecekleri gemiye taşımıştık. Yelkenliyi baştan sona silip süpürmüş, her yeri düzenlemiştik. Efendim tekneye gelip ortalığa bir göz attı. Bize — Aferin, iyi hazırlanmışsınız, dedi. Ne yazık ki, arkadaşlarım gelemeyecek. Siz ikiniz kayıkla açılıp balık tutun. Geç kalmadan eve dönün. Haydi rastgele. KAÇIYORUM… Efendimin sözleri beynimde bir şimşek gibi çaktı. Kendi kendime “Bu fırsatı kaçırma sakın,” dedim. Evet, gerçekten bir fırsattı bu. Bundan yararlanıp korsanın tutsaklığından kurtulabilirdim. Asıl amacımı belli etmeden Moley’le konuştum. Ona yelkenliye bol yiyecek almamızı söyledim. Böylece epeyce uzağa açılıp bol balık tutabilecektik. Moley benim sözlerime kandı. Tekneye epeyce yiyecek, öteberi taşıdı. Aklı sıra bol balık tutarsak reisin gözüne girecekti. Bunu bildiğim için ona bir öneride daha bulundum — Moley, dedim, efendimizin silahları teknede. Ama saçma ve barut yok. Bize biraz barut ve saçma bulabilirsen, biraz da kuş avlarız. Efendimiz buna çok sevinir. Moley sevinçle koşup gitti. Az sonra epeyce barut ve saçma ile geri döndü. Böylece, arkadaşıma belli etmeden uzun bir yolculuk için gerekli her şeyi tekneye yüklemiştik. Önce küreklere asılıp limandan biraz uzaklaştık. Oltalarımızı attık. Balık tutmaya başladık. Ama ben oltama vuran balıkları tutmuyor, ne yapıp ediyor onları kaçırıyordum. Sonunda Moley’e Burada olmayacak, dedim. Yelkeni açıp biraz uzaklaşalım. Orada daha çok balık tutarız. Moley bunu uygun buldu. Baştaki yelkeni açtı. Ben dümeni Zury adlı öbür gence verdim. Hiç belli etmeden yelken başındaki Moley’in arkasına yanaştım. Onu arkasından itip denize attım. Moley hemen su yüzüne çıktı, “Beni bırakma, yanına al,” dedi. “Seninle dünyanın öbür ucuna bile giderim…” Moley bunları söylerken hızla kulaç atıyordu. Az sonra sandala yetişecekti. Hemen koşup başaltındaki silahı aldım. Ona doğrulttum — Bana bak Moley, diye haykırdım. Daha fazla yaklaşma. Hemen geri dön. Yoksa canını yakarım. — Yapma, diye yalvardı Moley. Beni bırakma. Deniz durgun, dedim. Sen iyi de yüzersin. Haydi geri dön. Sahile çık. Sana kötülük etmek istemem. Ama ben kurtulmaya kararlıyım. Haydi git buradan. Kesin konuşmamı duyan Moley, geri döndü. Kıyıya doğru kulaç atmaya başladı. Tüfek elimde, dümendeki Zury’ye döndüm — Bana sadık kalırsan zengin olmanı sağlarım, dedim. Ama kötülük etmeye kalkarsan seni de denize atarım. Delikanlı bana korkulu gözlerle baktı. Sonra — Seninle dünyanın öbür ucuna bile giderim, dedi. Sen ne dersen canla başla yapacağım. Robinson Crusoe Yazarı Daniel Defoe Orijinal ismi The Life and Strange Surprizing Adventures of Robinson Crusoe, Of York, Mariner Who lived Eight and Twenty Years, all alone in an un-inhabited Island on the Coast of America, near the Mouth of the Great River of Oroonoque; Having been cast on Shore by Shipwreck, wherein all the Men perished but himself. With An Account how he was at last as strangely deliver’d by Pyrates. Ülke İngiltere Özgün dili İngilizce Türü Roman Yayınevi W. Taylor Robinson Crusoe, Daniel Defoe’nun 1719 yılında ilk basımı yapılan ve bazılarınca ilk İngilizce roman olarak nitelendirilen kitabıdır. Kitap İngiltere’de yaşayan Alman asıllı orta halli bir ailenin en küçük oğlu olan Robinson Crusoe’nun babasının tüm itirazlarına rağmen, dünyayı gezme hayalleri ile çıktığı yolculukları ve bu sırada karşılaştığı olayları anlatır. Bu yolculuklar içinde ıssız bir adada 28 senesini son üç yılı hariç yalnız geçirir. Kitabın orijinal adı bir başlığa göre oldukça uzun sayılabilecek şekilde basılmıştır York’lu Bir Denizcinin, Kendi Kaleminden, Deniz Kazası ile Düştüğü Amerika Sahillerindeki Oroonoque Nehri Ağzındaki Issız Bir Adada 28 Yılını Geçirirken Yaşadığı Serüvenler ve Korsanlar Tarafından Kurtarılması. Kitaba gösterilen ilgi İlk çıktığı 25 Nisan 1719 yılında, okurun tepkisi çok olumlu oldu. Daha yıl dolmadan, 4 baskı yaptı ve sonraki yıllarda da çok geniş bir okuyucu kitlesi edindi. 19. asrın sonlarına doğru, Batı edebiyat dünyası, kitabın farklı dillere de çevrilmiş baskıları, kitapla ilgili eleştiri ve analizlere yer veren araştırmalar ve konusuyla benzerlikler içeren başka kitaplarla tanıştı. Özellikle çocuklar için kısaltılmış versiyonları ve serüvenleri anlatan sadece resim içeren kitaplar da basıldı. Kitaba daha sonra Robinson’un adadan kurtulduktan sonra yaşadığı serüvenleri anlatan bölümler de eklendi Fakat bu kısımlar içerdiği diğer milletleri aşağılayıcı ve eleştirel yaklaşımlar sebebiyle ilk kısımları kadar evrensel bir ilgi kazanamadı Gerçek öyküler Kitabın konusunun aslında gerçek hayatta, eski adı Isla Mas a Tierra olan bir adada yalnız yaşamış Alexander Selkirk adlı İskoç bir denizcinin 1709 yılında Woodes Rogers tarafından kurtarılmasının yarattığı şaşkınlık ve ilgiden ilham alınarak yazıldığı iddia edilmiştir. Benzer bir kaynak ta müslüman dünyasından İbn-i Sina ve İbn-i Tufeyl kaynaklı Hay ibn-i Yakzan adlı kitaptır. Bu kitapta bir müslümanın adayı çekip çevirmesi anlatılır. Ancak bu romanda olaylar daha barışcıl bir dille anlatılmıştır. Konusu Romanın edebiyat seviyesinin düşüklüğü hakkında çeşitli eleştiriler yapılmış olmasına rağmen, etkileyici konusu ve serüvenleri ile Batı’nın sömürge tarihi ve felsefesi anlatılır. Anlatım basit cümlelerle kısa kısa, olay akışının verilişi şeklindedir. Bu yapı içerisinde adadaki yaşamın detayları ve bunların arasında Robinson’un iç konuşmaları ve o anki duygu dünyası yansıtılır. Hikâye İngiltere’de belli bir gelir seviyesi ve mutluluk standardı yakalamış Crusoe Kreutzner ailesinin en küçük oğulları Robinson’un babasının aksi yöndeki telkinlerine rağmen, sıkıcı ama garantili hayatı terk ederek bir arkadaşının babasının gemisiyle denize açılması ile başlar. Bundan sonra Faslı bir denizciye köle olarak satılır kitapta bu kişiden Türk diye söz edilmektedir. Oradan kaçması ve kendisini Brezilya’da şeker kamışı yetiştiren zengin bir çiftçi olarak bulmasına kadar birçok macera yaşar. Ancak rahat Robinson’u sıkmaktadır. Biraz da mal hırsıyla hayale kapılarak Afrika’dan köle getirip satmayı planlar. Arkadaşları ile planladığı bu yolculuk nihayetinde, ıssız bir adada kendisini bulur. Geminin enkazından kurtarabildikleri ile yaşamını sürdürecektir. Yaklaşık 24 sene sonunda adaya yabancıların geldiğini fark ederek, bunların elinden kurtardığı ve kendisine “Cuma” ismini verdiği bir yerli ile 4 sene daha adada yaşar. Cuma’ya İngilizce ve din bilgisi vererek kendisini eğitir, hizmetine alır. Orijinalinde, ilk kitap adadan kurtulduktan sonra Robinson’un İngiltere’ye dönmesi ve bir ihtimal Robinson’un oraya tekrar dönebileceği iması ile bitirilir. Sonradan eklenen ve Robinson’un Maceraları adı verilen ikinci kitapta, Robinson adaya gerçekten döner. Ancak kendisi artık ada halkınca bir fatih ve sömürge valisi yetkilerine sahip olarak tanınmaktadır. Burada da kendince yaptığı iyilikler ve ada halkının mutluluklarına yaptığı katkıların ardından yine serüvenlerine devam etmek ve dünyayı tanımak için denize açılır. Madagaskar’dan, Çin’in kalabalık şehirlerinden, ticaret limanlarından, Asya’nın ıssız şehirlerinden, Tatarlardan, Çerkezlerden, Ruslardan yani hemen hemen o sıralarda Avrupalılarca merak edilen her yerden geçerek İngiltere’ye döner. Bu yolculuklarda kendisini hep yüksek karlarla ticaret yaparak, Hindistan’dan afyon alıp, Çin’e satıp, oradan Rus bozkırlarından kürk alıp, Araplara satarken görürüz. Bütün bu işlerin arasında, sürekli kendi kültürünü diğerleriyle kıyaslar ve Çin’in tüm nüfus büyüklüğüne ve ticaretine rağmen hiçbir zaman Avrupa ile boy ölçüşemeyeceğini söyler. Hatta kervanlarda yol arkadaşları ile bu düşüncelerini paylaşıp onları gerektiğinde tartışmalarda susturur. Kafasında sürekli olarak kendi dininin ve kültürünün üstünlüğü konusunda doğruluğundan emin olduğu fikirler geçirir ve bunları okuyucusuyla paylaşır. Kitabın yazıldığı tarihte dünya tarihini etkileten başlıca olaylara da yer yer değinilmiştir. Bunlar arasında Çin’de daha o zamanlar başlayıp sonradan Mao’nun kültür devrimine kadar sürecek olan ve Çin’i adeta İngilizlerin oyuncağı haline getiren, genç nüfusu çürüten afyon bağımlılığının ilk izlerinden bahsedilir. Ayrıca o zamanlar açıkça dile getirilmeyen Amerika’daki İspanyol ve Portekiz’lilerce gerçekleştirilmiş katliamalardan söz edilir ve bu milletler barbar oldukları konusunda eleştirilir. Bu dönemde Osmanlı’nın 1699 Karlofça antlaşması ile duraklamadan gerilemeye geçtiğini düşünülürse, kitapta da Robinson’un buralardan hiç bahsetmemesi ilginç bir paralellik gösterir. Tıpkı Osmanlının gelişmesi zamanında olduğu gibi Rusların iç Asya eksenindeki hareketleri ve başarıları bu dönemde Avrupalılarca daha ilgi çekici bulunduğundan bu memleketle ilgili görüşler ve bilgiler kitapta çok sık paylaşılır. Kitapta Türklerle ilgili olarak iki ilginç cümle sarfedilmiştir. Birinde Robinson’un bıyığını “çok etkileyici” görünen Türkler gibi uzattığından bahsedilir. İkincisinde ise, Robinson bir İspanyol ile Türk arasında, iyi efendilik karşılaştırılması yapılsa, Türk’ün muhtemelen daha iyi olabileceğini düşündüğü anlaşılır. Hristiyanlık ve Robinson Robinson’un yaşamını kendi ifadesi ile cehenneme çeviren gezme ve macera tutkusu, adada ilk zamanlar kalbinde hiç duymadığı tanrı korkusunu da keşfettirmiştir. Başına gelen olayları ilk zamanlar babasının sözünden çıkmasına karşı verilen bir tanrı cezası olduğunu düşünse de, bir süre sonra büyük yalnızlığının aslında tanrıyı anlamak yolunda hayatındaki en büyük fırsatı yarattığını düşünmüştür. Adadaki ve sonraki hayatında önceleri düşüncelerinde yer bulmayan inançları, zamanla kararlarını alırken hayati ihtiyaçların da ötesine geçmiş ve adeta onu yönlendirmiştir. Özellikle Sibirya içlerini dolaşırken, Tatarların tapındığı bir putu arkadaşı ile yakması ve bunun sonucunda çıkan ayaklanmanın kendisi ve kervanındakilerin canını tehdit etmesi, bütün kitap boyunca her şeyden çok insan hayatına değer verdiğini ifade eden Robinson’un kişiliği ile çelişki yaratmıştır. Sayfalar ilerledikçe, hümanist ve mücadelesini doğa ile sürdüren kişiliği, adeta bir sömürge valisi ya da herkesi kendi dinine inandırmaya çalışan bir misyoner kimliğine dönüşür. Cuma ile karşılaştığı ilk anda ona adını sormadan “Cuma” ismiyle hitap etmesi ve onun dininin özelliklerini ve bütünselliğini sorgulamadan hristiyan olmasına çabalaması aslında, sonradan ortaya çıkan kişiliğinin ipuçlarını vermiştir. Gittiği ülkelerin kültürlerini sorgulamadan onların yaptıklarını anlamaya çalışırken hep son noktada verdiği kararları “neticede bu insanlar putperestti” diyerek inanç tabanında sonuçlandırır. Bazen bu inançsız putperestlerin aşırı barbarlıklarına sebep olarak inançsızlıklarını görür. Ancak bir vahşinin dinini büsbütün terk ederek birey olabileceğini düşünür. Gerçekten de, Cuma o dönem edebiyatındaki hikâyelerde bir birey olarak anlatılan ilk yerlidir. Robinson’un adada geçirmiş olduğu yalnızlık süreci sonraları Batı dünyasınında gerçekten tanrı yolunda atılması gereken iyi bir adım olarak değerlendirilmiş ve bu dönemde tanrıdan uzaklaşmak yerine büsbütün inançlarına daha çok sahip çıkması takdirle karşılanmıştır. Ancak bu özelliklerin yani bir kilise desteğinden yoksunken bu derece tanrı ile yakınlaşabilmesi Anglikan kilisesince inandırıcılıktan yoksun bulunmuştur. Sömürge Düzeni ve Robinson Roman, doğa ile insan mücadelesi şeklinde başlayan konusu ile ilgi çekici sömürge tarihi bilgileri ile de doludur. Batı Avrupa o dönemde sömürge yarışında yavaş yavaş Portekiz ve İspanyol üstünlüğünden Hollanda Flemenk ve İngiliz üstünlüğüne geçişini yaşamaktadır. İngilizler Hindistan, Çin ve Okyanusya bölgesinde önemli kazanımlar elde ederken, Latin devletleri arasında liderliği çeken Portekiz sömürge tarihindeki başarılı döneminden yavaş yavaş uzaklaşmaktadır. Bu noktada özellikle ikinci kitapta anlatılanlar dikkat çekicidir. Yazarın sonradan öğrenildiği üzere aynı zamanda bir İngiliz Hükümeti ajanı olması belki de, politik çıkarları açısından ilgi toplamış bir romanın gücünden faydalanmak isteyen devletin politik görüşlerini dünyanın geri kalanına kabul ettirme şansını arttıran bir nedenle kullanılmış olabilir. Bunun dışında tamamen yazarın şahsi politik görüşlerini ifade ettiği bir kitap olması da olasıdır. Tüm bunlara rağmen gerçek kaynağı ne olursa olsun Robinson’un ürettiği İspanyol-Portekiz-Çin karşıtı fikirler romanda sık sık yer bulmuştur. Adadan kurtulup döndüğünde adaya yerleşmelerine yardımcı olduğu Avrupalılar artık ona kurtarıcıları veya yöneticileri gibi davranmakta, bu da Robinson’un kendisini adalet ve tanrı kurallarına göre hüküm vererek tebasını hoş tutan bir hükümdar gibi algılamasına sebep olmaktadır. Hatta tanıştığı Rus sürgünlere, halkının yöneticisini daha çok sevme kıyaslaması yapıldığında, Rus Çarından daha üstün olduğunu iddia eder. Onun bu üstün vasıflarını gören Tanrı sık sık karşısına bu iyilik ve adaletini kullanma şansını verecektir. Bu anlamda aslında yazar, Robinson ve onun sahip olduğu yeteneklerle tipik İngiliz sömürücüsüne karşılaşacağı barbar ve vahşilere nasıl davranması gerektiği konusunda yol yordam göstermekte, örnek Crusoe ıssız adada 28 yıl yalnız yaşamıştır. Eğitim Öğretim İle İlgili Tüm Belgeler > Kitap Özetleri > Roman Özetleri ROBINSON CRUSOE 3 ÖZET KİTAP ÖZETİ ROMAN ÖZETİ Kitabın Yazarı DANIEL DEFOE Kitap İle İlgili Bilgi Gerçekçi roman türünün en güzel örneklerinden olan Robinson Crusoe yazıldığı zaman yayınevleri bu romanı basmak istemediler. Bu eserin okuyucu bulamayacağından kuşku duyuyorlardı. Eserde karakterlerden çok serüvene önem karakterleri gerçekçi bir dille anlatılmasına rağmen onların ruhlarından ve iç dünyalarından pek az söz bilinmeyen ve işlenmeyen ve işlenmemiş cesaretin simgesi olarak ele Robinson tek başına ıssız bir adada kalmasına rağmen sadece elindekini kullanarak kalmaz,adada kendine özgü birde uygarlık kurar. Kitabın Konusu, Açıklaması Dünya edebiyatının en önemli eserlerindendir. Konusu­nun ilginçliği ve dilinin akıcılığı romanın çok okunmasını sağ­lamıştır. Bir adada tek başına yıllarca yaşamak zorunda kalan bir kişiyi anlatır. Roman, kendinden sonraki yazarları derin­den etkilemiştir. Kitabın Kahramanları, Kişileri, Şahıs Kadrosu Robinson Crusoe Denizi çok seven, becerikli, zeki, maceraperest bir kişidir. Cuma Robinson Crusoe'un hizmetçisidir. Önce yamyam bir köle iken Robinson Crusoe onu ehlileştirir ve mede­ni bir insan hâline gelmesini sağlar. Kitabın Özeti Robinson Crusoe, denizcilik aşkı ile yanıp tutuşan bir gençtir. Oysa babası, onun avukat olmasını istemektedir. Ro­binson, 19 yaşında iken babasına karşı gelir ve kasabasından Londra'ya gitmek üzere yola çıkan bir gemiye binerek ayrılır. Yolda büyük bir fırtına çıkar. Robinson, kurtulursa ailesine itaat edip denizcilikten vazgeçeceğine söz verir. Kurtulunca sözünü tutmaz. Gemiciliğe atılır. Afrika'da ticari eşya satan bir gemide çalışırken gemi, korsanlar tarafından saldırıya uğ­rar. Portekizliler sayesinde kurtulur. Brezilya'da şeker işleriyle uğraşmaya başlar, zengin olur. Ortağı ona Afrika'ya giderek köle getirme işini teklif eder. Yolda, gemi Güney Afrika sahil­lerine yakın bir yerde batar. Tek kurtulan Robinson olur. Robinson, bir adaya sığınır. Yanında bıçak ve pipo var­dır. Adada hiç kimse yoktur. Bir sal yapar ve batan gemisin­den kullanabileceği eşyaları adaya taşır. Daha sonra kendine bir kulübe inşa eder. Yaban keçileri ile beslenmektedir. Gemi­den getirdiği mısırları eker; fakat mevsim uygun olmadığın­dan hiçbiri ürün vermez. Diktiği ağaçlar da tutmaz. Adadan ayrılmak için büyük bir kayık yapar; fakat kayık çok ağır ol­duğu için denize götüremez. Zamanla ekmeyi başarır. Bir de papağan ehlileştirerek onunla konuşur. Gemiden bulduğu mürekkep ve kalemle de başından geçenleri yazar. Aradan 12 yıl geçmiştir. Bir gün, Robinson sahilde gezer­ken çok şaşırır. Çünkü kumlarda insana ait ayak izleri vardır. 10 yıl daha geçer. Robinson bu sefer, kumsalda insan kemik­leri ve parçalanmış organlar görür. Güney Afrika'nın bir baş­ka adasından yamyamların gelerek bu adada esirlerini yedik­lerini anlar. Çok sinirlenir. Bir yere saklanarak bilgi yamyamlar tekrar geldiğinde onları öldürmeye karar verir. Bir mağarasını kale gibi kullanır. Bir gün, otuz kadar yamyamın adaya gel­diğini görür. Esirlerden birini pişirmişler, diğerini de öldürmek üzeredirler. Robinson, gemiden aldığı silahı ve kılıcıyla yamyamları öldürür. Bir esiri de kurtarır. Bu esir, artık yıllardır yal­nız yaşayan Robinson'un arkadaşı olur. Robinson, onu eğitir, yamyam olan arkadaşını medenileştirir, adını da Cuma ko­yar. Cuma'ya İngilizce dahi öğretir. Cuma, ona adasında Ro­binson gibi beyaz insanların esir olduğundan bahseder. Ro­binson, onları kurtarmaya karar verir. Bir tekne yaparlar. Fa­kat bir gün, üç kayık dolusu yamyam yine adaya gelir. Köle­lerini yemek için bu adayı tercih etmişlerdir. Kölelerden biri­nin beyaz olduğunu gören Robinson çok şaşırır. Ateşli silah­larla hepsini öldürürler, esirleri de kurtarırlar. Esirlerden be­yaz adam, Robinson'un gemisinden kurtulan biridir. Diğer esir ise Cuma'nın babasıdır. Bir gün, denizde bir İngiliz gemisi görürler. Gemi kaptanı asi tayfaları yüzünden zor durumdadır. Onu kurtarırlar. Bu gemi ile Robinson ve Cuma İngiltere'ye dönerler. Aradan 32 sene geçtiği hâlde, Robinson ortağının onun adına yaptığı yatırımlar sayesinde zengin bir adam olmuştur. Anne ve ba­bası ölmüştür. Robinson, İngiltere'de evlenir; çocukları olur. Romanın sonunda, eski adasının durumunu görmek için de­nize açılır. Robinson Crusoe'un Daha Sonraki Maceraları adlı kitapta, Robinson, karısı ölünce adasına gider. Adada yerli kadın­larla asi İspanyol ve İngilizlerin evlendiğini görür. Ada, olduk­ça kalabalık hâle gelmiştir. Daha sonra Cuma, Brezilya'ya gi­derken bir çarpışmada ölür. Robinson, İngiltere'ye döner ve denize veda eder. Kitabın Ana Fikri İnsan ne olursa olsun hayattan kopmamalı, elindeki imkanları değerlendirerek yaşama sımsıkı sarılmalıdır. “ROMAN ÖZETLERİ ” SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN >>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYINYorumu Bu kitabı okudum çok güzel bir kitaptı gene olsa gene okurum. ->Yazan Gizem 27. **Yorum** ->Yorumu Çok güzel kýsa ve öz bir özet ->Yazan Rümeysa 26. **Yorum** ->Yorumu Çok işime yaradı sağolun sözlüde ->Yazan İsimsiz 25. **Yorum** ->Yorumu Arkadaşlar ellerinize sağlık çok sağ olun ->Yazan Hasannnn 24. **Yorum** ->Yorumu Güzel olmuş elerine sağlık kardeşim ->Yazan Boş ver... 23. **Yorum** ->Yorumu Çok isime haradi sınavda cikicak inşallah ->Yazan İsım vermek istemiyorum 22. **Yorum** ->Yorumu Kitap gibi kitabın özeti de muhteşemdi. ->Yazan Kader 21. **Yorum** ->Yorumu ->Yazan İnşallah bana da yardım eder bu roman.. 20. **Yorum** ->Yorumu Çok teþekkürler sayenizde büyük bir ödev yükü kalktý üstümden ->Yazan Hatice... 19. **Yorum** ->Yorumu Bence çok güzel olmuş ödevim bittiğini ->Yazan Çiğdem 18. **Yorum** ->Yorumu Güzel olmuş bayaaa helal olsun ->Yazan Mustaaaa 17. **Yorum** ->Yorumu Özeti okurken bile üşendim ama güzel kitap ->Yazan Muhametalii 16. **Yorum** ->Yorumu çok güzek bir özet anafikir de verilmiþ tebrik ederim ->Yazan aleyna. 15. **Yorum** ->Yorumu Sizin sayenizde Türkçe ödevimi tamamladım Ayrıca bunun filmide var izlemenizi tavsiye ederim ->Yazan Alperen..... 14. **Yorum** ->Yorumu Allah binbir türlü razı olsun çoooooooook işime yaradı ->Yazan Ismini vermek istemeyen Emre 13. **Yorum** ->Yorumu harika bir kitap özeti ->Yazan SÜLEYMAN 12. **Yorum** ->Yorumu Bunun sayesinde ödevimi tamamladım ->Yazan Serhan 11. **Yorum** ->Yorumu Ödevimde işe yaradı dogru ; ->Yazan İsim vermiyorum 10. **Yorum** ->Yorumu Gerçekten çok güzel bir kitap. İşime de yaradı. ->Yazan Rabia....... 9. **Yorum** ->Yorumu çok teþükkür ederim mükemmel bir site * ->Yazan demirhan 8. **Yorum** ->Yorumu müslüman kardeşlerim kitap güzelD ->Yazan enes yücekafa 7. **Yorum** ->Yorumu kanki tost yolla borç kitabı okurken yerim kanki tos tost yolla kardeşim tost bitince oğuzhan yürü git kanki D _- ->Yazan oğuzhan onbaşı 6. **Yorum** ->Yorumu bayıldım 10 gün içinde 100 temel eserden kitap özeti yapmam gerekiyordu cok begendim muhtesemdiiiiiiii ->Yazan betül yılmaz 5. **Yorum** ->Yorumu Çok güzel yaşamayı öğretiyor ->Yazan sinan 4. **Yorum** ->Yorumu Ödevimde işe yaradı jfjfjfjfjf ->Yazan Yeşim 3. **Yorum** ->Yorumu hikayeye bayıldım çok işime yaradı... ->Yazan hülya. 2. **Yorum** ->Yorumu çok güzel bir hikayeymiş çok beğendim... ->Yazan merve . 1. **Yorum** ->Yorumu çok işime yaradı çok sağolun. ->Yazan azra>>>YORUM YAZ<<< ROBINSON CRUSOE DANIEL DEFOE Daniel Defoe’nun 1719 yılında yayımlanan ve ilk ingilizce roman sayılan eseridir. Her çocuğun ve çocuk kalan her büyüğün vazgeçemediği bir düş olan “Issız Ada” hayatını anlatan romanların içinde en meşhuru hiç kuşkusuz Robinson Crusoe’dur. Kitap, apaçık bir felsefi tartışma olmamakla birlikte, burjuva bireyin ilk destanı olarak nitelenebilir. Ada ise, kısıtlamanın olmadığı, feodalitenin ve devlet bürokrasisinin hantallığından uzak ütopik bir devleti temsil eder. Robinson ve Cuma arasındaki ilişki ise hiç değişmeyen bir efendi-köle ilişkisine işaret eder. Macera, İngiltere’de orta halli bir ailenin en küçük oğlu Robinson’un, babasının tüm itirazlarına rağmen, sıkıcı ama garantili hayatı terk ederek bir arkadaşının babasının gemisiyle denize açılması ile başlar. Limandan ayrıldıktan bir süre sonra büyük bir fırtınaya yakalanırlar. Robinson sağ salim bir limana varırlarsa ailesine itaat edeceğine söz verir. Deniz sakinleştiğinde bu sözünü unutur ve gemici olmaya karar verir. Çalıştığı gemi korsanların saldırısına uğrar ve Robinson köle olarak satılır. Hayatını tehlikeye atarak kaçan Robinson Brezilya’ya gider. Orada şeker kamışı ticareti yapar, ihtiyaç duyduğu köleleri getirmek için Afrika’ya gitmeye karar verir. Bindiği gemi batar. Yakındaki bir adaya sığınır. Tek kurtulan kendisidir. Adada tek başına hayat mücadelesi verir. Geminin enkazından kurtarabildikleri ile bu ıssız adada bazı ihtiyaçlarını karşılar. On iki yıl sonra sahilde ayak izlerine rastlar. Adadaki ise yamyamların varlığını keşfeder. Kendisini koruyacak tedbirler alır. Bir gün bir grup yamyama rastlar ve onların elinden daha sonra Cuma Friday adını vereceği yerliyi kurtarır. Cuma, Robinson’a büyük bir sadakatle bağlanır. Robinson, Cuma’ya ingilizce öğretir ve Hıristiyanlık bilgisini verir. Robinson, Cuma ile üç yıl daha adada yaşar. Bir gün denizde bir İngiliz gemisi görürler. Robinson, asi tayfaları yüzünden zor durumda olan bu geminin kaptanına yardım eder ve Cuma’yı da yanına alarak bu gemiyle ingiltere’ye döner, ingiltere’deki ortağının onun adına yaptığı yatırımlar sayesinde zengin bir adam olmuştur. Romanın sonunda adasını durumunu görmek için yeniden denize açılır. Anasayfa / Yabancı Dilde Kitaplar Robinson Crusoe İngilizce Roman Hakkında Bilgiler Türü Yabancı Dilde Kitaplar Sayfa Sayısı 271 ISBN 9786052491942 Kapak Ciltsiz Ürün Özellikleri Ödeme Seçenekleri Robinson Crusoe İngilizce Roman Kısa Özet including politics, erime, supernatural. He was alsoDaniel Defoec. 1659 - 24 April 1731, born Daniel Foe, was an English writer, journalist, and pamphleteer, who gained enduring fame for his novel Robinson Crusoe. Defoe is notable for being one of the earliest proponents of the novel, as he helped to popularise the form in Britain, and is even referred to by some as among the founders of the English novel. A prolific and versatile vvriter, he vvrote more than 500 books, pam-phlets, and journals on various topics religion, marriage, psychology and the a pioneer of economic joumalism.

robinson crusoe özeti ingilizce kısa