ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER. Sevgili Anneciğim Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc’un ucuz evinde Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor Dili geçmiş zamanda
152 izlenme. 02:12. Çok komik Ankara oyun havası. 6 yil önce. 1466 izlenme. 00:59. annemle ilgili şeyler/didem madak. 6 yil önce. 260 izlenme.
Huzur içinde uyu Didem Madak! ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER. Sevgili Anneciğim, Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi
Burası “Muc’un ucuz evidir”. Didem Madak’ın “Grapon Kâğıtları” kitabında yer alan “Annemle İlgili Şeyler” başlıklı şiirinin ilk betiğini ve devamında o dizelerin de bulunduğu bölümü okuyalım: “Sevgili Anneciğim. Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda. Kocaman bir dağ lalesi gibi
Didem Madak, 3 kitabıyla üç bin farklı özlemin ellerinden tutup havaya kaldırıyor ruhumuzu. Çok sevmeleri,özlemeleri anlatıyor. Annesizliğini şiirlerinde en vakur şekilde işleyen şair, ölümden de bir ahbap olarak sıkça bahsediyor,sezdirmeden, inceden.
Didem Madak, 3 kitabıyla üçbin farklı özlem,n ellerinden tutup havaya kaldırıyor ruhumuzu. Çok sevmeleri,özlemeleri anlatıyor. Annesizliğini şiirlerinde en vakur şekilde işleyen şair, ölümden de bir ahbap olarak sıkça bahsediyor,sezdirmeden-inceden. Kızı Füsun’u,kardeşi Işıl’ı, arkadaşlarını, yeğenini bile
wqijYcH. Okuma süresi 2 dakikaDidem Madak, 90’lı yılların şiirine damga vuran ve hayatını şiirle anlatmayı başarmış bir şair. Şair yaşamı ve şiirini öyle iç içe geçirmiştir ki bunu yazdığı dizeleri çözümleyerek ve şairin hayatına dair anıları okuyarak görebiliriz. Madak ve ailesi 12 Eylül sürecinden oldukça etkilenmiştir. Babası okul müdürü ile tartıştıktan sonra Uşak’da bir okula sürülmüş Füsun Hanım ve kızları da Burdur’da yaşamlarını devam ettirmeye başlamıştır. Madak’ın hayatını şiirlerle anlattığı en büyük örnekler Burdur’daki anılarından anlaşılmaktadır. Şairin kız kardeşi ile yapılan görüşmelerde Burdur’da yaşadıkları evin bahçesinde mısır ekili olduğunu, mısır hışırtılarının seslerinden bir gece korktuklarını ve sabah Füsun Hanım’ın mısırları kestiği öğrenilmiştir. Bu olay Didem Madak’ın “Annemle İlgili Şeyler“ şiirinde şöyle yer etmiştir; “Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim. Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri Diye başlayan bir çocuk romanında.” Füsun Hanım geçirdiği bir hastalıktan sonra hayatını kaybettiğinde Didem ve kardeşi henüz çocuk yaştaydılar. Didem’in şiirlerindeki anne temasının ana hatları bu olaydan sonra çizilmeye başlanmıştır. Madak’ın babası Yusuf Bey, eşi öldükten bir süre sonra ikinci evliliğini yapmıştır. Şairin babası ile arasına mesafeler girmesi ise şairin içindeki anne özlemini arttırmıştır. Şair bu özlemi her şiirinde dile getirse de özellikle şu dizeleri babasının evliliğinden çok etkilendiğini göstermektedir; “Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.” Şair yarıda bıraktığı hukuk fakültesine geri döndüğü zamanlarda eşinden yeni ayrılmıştı. O dönemde Bornova’da bir bodrum katta yaşamını sürdürürken bir dershanede sekreterlik yapıyordu. Şairin kendini bir bodrum kat kızı olarak tanımladığı zamanlar İzmir’de yaşadığı zamanlardı. Bu dönemde Madak kadın kimliğinden sıyrıldım sözleri ile kendi isteği doğrultusunda başörtüsü takmaya başlamıştır. Bu dönem boyunca Kuran-ı Kerim ve tasavvufla ilgili kitaplar okumuş ve hukuk fakültesini bitirmiştir. Kardeşinin bir dergide görüp önerdiği İnkılap Şiir Ödülü ise tarafından boş işler diye adlandırılmış ve kardeşinin gizli bir şekilde yaptığı başvuru ili Didem Madak 2000 Şiir Ödülünü Grapon Kâğıtları ile almıştır. Ödül törenine giderken Madak, kadın kimliği ile barışıp örtüsünü çıkarmıştır. Ödül töreninin öncesinde tanıştığı bir şairle buluşmalarında her ikisi de bir şiirle gelecek ve birbirlerine okuyacakları sözünü almıştır. Didem bu buluşmaya başörtüsü ile yaşadığı zamanları anlattığı “Siz Aşktan Ne Anlarsınız Bayım” şiiri ile gitmiştir. “Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca Havı dökülmüş yerlerine yüzümün Büyük bir aşk yamadım Hayır yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım…” Yazarın tüm şiirleri incelendiğinde şairin bir otobiyografisini verdiği gözlemlenmektedir. Şairin şiirle tanışması annesinin ölümünün ardından teyzesinin kızlara verdiği Füsun’un Şiir Defteri ile olmuştur. Bunun yanında teyzesinin Varlık Dergisi koleksiyonu ise şairin şiirle arasında bir bağ kurmasını sağlamıştır. Şairin günümüzde Grapon Kâğıtları, Ah’lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi adıyla bilinen üç şiir kitabı vardır. Bunun yanında Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalının yaptığı çalışmalar sonucunda yapılan sempozyum bildirilerinin toplandığı Didem Madak’ı Okumak adlı kitap 2015 yılında Metis Yayıncılık tarafından okurlar ile buluşturulmuştur. Kaynak Didem Madak’ı Okumak
Didem Madak, 13 yaşında annesini kaybetmiştir. Teyzesinin hediyesi olan bir şiir defteri ile annesinin ölümünü kaleme almış, içini dökmüş ve bu şekilde ilk şiirlerini yazmaya başlamıştır. Hayatı zorluklarla geçen Didem Madak, yakalandığı bağırsak kanseri sonucu ise hayatını kaybetmiştir. 8 Nisan doğum gününde, Didem Madak'ın sevenleri tarafından özlemle anılıyor. DİDEM MADAK KİMDİR? 8 Nisan 1970’de İzmir’de doğan Didem Madak Türk şairidir. Annesi Füsun, Madak doğduktan 6 yıl sonra şiirlerinde bahsettiği uzun siyah saçlı kız’ Işıl’ı dünyaya getirdi. Öğretmen olan anne babaları ile birlikte çok mutlu olan bu iki kız kardeş aynı zamanda çok iyi arkadaştırlar. 12 Eylül döneminde babası okul müdürüyle tartıştığı için Uşak’a sürülen Madak'ın annesi de tayini çıkmadığı için Burdur'da kalmak zorunda kaldı. Didem Madak henüz 13 yaşındayken, 38 yaşında olan annesini beyin kanseri nedeniyle kaybetti. Annesi öldükten sonra evlenen babası ile arasına duvar ören Madak, babası için de şiirler yazmıştır. Teyzesinin el yazması bir şiir defteri ve Varlık Dergisi koleksiyonu ile şairliğe ilk adımını atan Didem Madak böylelikle şiirlerini yazmaya başlamıştır. Ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başlayan Madak Üvey anne ve babasıyla yaşadığı evden ayrılmak istediği için üniversite birinci sınıfta tanıştığı biriyle gizlice evlenir, evden ayrılır ve okulu da bırakır. Evden kaçışı sonrasında geçim sıkıntısı yaşamaya başlayan Madak evliliğinden de pişman olur ve boşanır. Ekonomik zorluklarla boğuşan genç şair Bodrum katında yaşadığı tüm zorlukları anlatır şiirlerinde. Bir söyleşide “Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.” diye bahseder bodrum katından. Didem Madak, bu dönemde çok yalnız kalır. Kardeşi Işıl, sadece süt ve çikolata yiyerek ayakta durduğunu, hayattan memnun olmadığını, hiçbir şeyin istediği gibi gitmediğini anlattığını söyler. DİDEM MADAK NEDEN ÖLDÜ? 90 kuşağının en iyi şairleri arasında olan Didem Madak, 24 Temmuz 2011 tarihinde kalın bağırsak kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Cenazesi ise Edirnekapı Mısır Tarlası Mezarlığına defnedildi. DİDEM MADAK ŞİİRLERİ Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım Iris'in Ölümü Annemle İlgili Şeyler Ağlayan Kaya Samson ve Dalila DİDEM MADAK SÖZLERİ "Yeter ki sen beni Hiç yazamayacağım bir romanın kollarına atma." "Tehlikeli sayılmam artık. Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum" "Güneşi özledim, sonra seni Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım." Vasiyetimdir; “Dalgınlığınıza gelmek istiyorum ve kaybolmak o dalgınlıkta.”
ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER Sevgili Anneciğim Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc'un ucuz evinde Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor Dili geçmiş zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında Durmadan soluyormuş gibi. Hatırlar mısın? Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü Vişne bahçeleriyle dolu, Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. Bazen ölmek istiyorum. Beni yeniden doğurman için İri, ekşi bir vişne tanesi gibi Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya Bazen görülen rüyalar gibi kapkara Bir ton rüya çıtırdarken Sen kar yağmadan önce başkaydın, Kar yağdıktan sonra bambaşka. Sanki hep buluğ çağındaydın. Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini. Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi. Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı. Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar... Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı. Ben bu eve Muc'un ucuz evi diyorum. Yokluğunda böyle oldum. Mucize öldükten sonra, buraya taşındım. Ve inan Muc bu evi bana ucuza verdi. Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam. Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim. Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri diye başlayan bir çocuk romanında... Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için, bu acımasız ölü anne sesini. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda Ve çok ağır ilerliyor. Yüzümdeki çillerden başka İsyan eden biri yok hayatımda. NOT Ölen her kadın için bir şiir yazdım. Onları Muc'a evin karşılığında verdim Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı Anne. DİDEM MADAK
Didem MADAK Annemle İlgili Şeyler Sevgili Anneciğim Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc'un ucuz evinde Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor Dili geçmiş zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında Durmadan soluyormuş gibi. Hatırlar mısın? Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü Vişne bahçeleriyle dolu, Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. Bazen ölmek istiyorum. Beni yeniden doğurman için İri, ekşi bir vişne tanesi gibi Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya Bazen görülen rüyalar gibi kapkara Bir ton rüya çıtırdarken Sen kar yağmadan önce başkaydın, Kar yağdıktan sonra bambaşka. Sanki hep buluğ çağındaydın. Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini. Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi. Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı. Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar... Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı. Ben bu eve Muc'un ucuz evi diyorum. Yokluğunda böyle oldum. Mucize öldükten sonra, buraya taşındım. Ve inan Muc bu evi bana ucuza verdi. Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam. Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim. Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri diye başlayan bir çocuk romanında... Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için, bu acımasız ölü anne sesini. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda Ve çok ağır ilerliyor. Yüzümdeki çillerden başka İsyan eden biri yok hayatımda. NOT Ölen her kadın için bir şiir yazdım. Onları Muc'a evin karşılığında verdim Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı Anne. Didem MADAK Çalıkuşu'nun Z Raporu Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar Dilinin dönmediği duaları sayıklıyor Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman Yağmur yağıyor durmadan Ağlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarak Bir çılgının Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesi Bir elimde tabanca Bütün dualarım delik deşik. Başörtülü bir anne olarak bekliyorum ruhumun Şark hizmetinden dönüşünü Mahalle kavgalarına karışmadan Kocaman bir kabakla boğuşuyorum bazen Doğruyor ve kızartıyorum onu Günler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz. Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum Pek inandırıcı olmayan Ruhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenler Hikâyeme bir ölüm yazmak istiyorum Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşıma Son bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum Otobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beni Yağmurla beraberliğimden doğan Birinci ve yüzbininci hayaletim Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan O kadar çok, o kadar çok hissediyorum. Fareler yeraltından fırlatılan havai fişeklerdi Haberler getiriyorlardı, hep kötü haberler Akşamları günahkâr yazar kasalar kadar Z raporları kadar uzun şiirlerim Elinde bir paket çubuk krakerle geçmişim O eski arkadaşım yıkanmış midesiyle İskambil kağıtları kusan, zarlar Maça kızı ve pis yedili sayesinde Kaç kere ölümle randevulaştı. Plastik çiçeklerle ziyaretine geldi hayat Semt pazarından alınma hırkasıyla, Ayolu, yanisi bol konuşmalarıyla Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla Öyle çok sevdim, öyle çok sevdim Binlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader. Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalarda Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan. Hikâyem ucuz, romanım basmakalıp Pembe kağıtlar aldım Hayatıma bir ölüm yazacağım Bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan Yazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızmadı kâğıda Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi. Yazık bir son mektup bile bırakmadan gitti Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman. Didem MADAK Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım! "Zenciler prensesi olacağım. Hayat işte asıl o zaman başlayacak" Pippi Uzunçorap Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum. Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu. Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya malolacağım. Ben bir bodrum kat kızıyım bayım Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum Fakat korkuyorum. Birazdan da Kırk üç numara ayakkabılarınızla Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız Bu iyi olmaz bayım! "Gün akşam oldu" diyorum Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara Cam kırıkları yiyorlar Rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde Rengârenk yap-boz parçacıkları Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. Hayır, sanırım sabahı bekleyemem Bilmiyorum. İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı. On dört yaşındaydı ruhum bayım Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar O ara içimde çiçeklerden oluşmuş bir silahsız kuvvet ablukaya alındı Sinemalarda da "organzm gıcırtıları" oynuyordu. Kaçmaya çalıştım. Olmadı. Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım. Neyse işte Ben her filmi hatırlarım Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu. "Sofi'nin tercihini" seyrederken çok ağlamıştım. Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar Onu da mutlaka hatırlardım. İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu? Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım Bir "eşya toplayıcısıyım" bayım. Büyük gemiler de yok artık bayım Büyük yelkenler de Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım. İşte az önce bir karabatak daldı suya Bir süredir kayıp Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım. Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum. Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? Bir gül, bir güle derdi ki görse Yalan söylüyorum Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım. Didem MADAK Kurbati Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni Oysa limon ağaçları bahçede küçük sarı güneşler taşıyor. Dokunsam bile onlara yanmam. Ne tuhaf! Bir oyuncak ayım vardı, ismi Işıldak. Bir kızkardeşim vardı saçları simsiyah Ne tuhaf böyle hatırladıkça herşeyi, Ağrı Dağında saçlarımı karla yıkamak. Kırmızı bir mum olsam yakışırdım şamdanıma Oysa çok üşüyor ellerim bu akşam... Martılardan duygulanmadım hiç, ne tuhaf! Ben belki denizden bile eski biriyim. Başka isimler bulmak isterdim martılara Kirloş mesela kirloş desem artık onlara. Kasapların perdeleri boncuktan Et. Kan. Ve o boncuklu şıkırtılar Ne tezatlı bir şey, ne tuhaf Ne tuhaf acıyla hiç konuşmamak. Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni Herşey şimdi itiraf edilmeli Kocam bir çingeneydi. Eşiniz bir çingene mi hanfendi? diye sorarlardı. Hayır efendim derdim, hayır eşim bir sanatkardır. Eski yırtık gecelikler, eski yırtık çarşaflar Eski, yırtık bir sızıyla sevişirdik. Herşey şimdi itiraf edilmeli Bir picaması bile yoktu benim kocamın baylar. İnsan çingeneyse, yani ruhu çizgiliyse İnsan acıyla yalnızca sevişebilir baylar! Soruyorlar. Soruyorlar "Ellerin neden titriyor sevgilim" Bilmiyorlar doğmadan öldürdüğümü üç-beş çingeneyi. Üç-beş dünya kaldı artık aramda dünyayla Artık açıklayamam bir türlü. Ne tuhaf geçmişim kırmızı bir kadın yapıyor beni. Herşey şimdi itiraf... Bulurlar sabaha siyah, çirkin bir balık olarak Açıklayamazlar artık beni bin türlü. Bilmeyecekler, bilmeyecekler bir çingenenin İsmini vererek kendime öldüğümü. İsmim...İsmim...İsmim Kurbati. Aralık '97 Ludingirra 5, Bahar 1998 Didem MADAK Hergün uzak ülke kırpıntıları dökülür güneşin ceplerinden. Yoksul aile babası cebi gibi biraz kasvetli ve susam kokulu. Sanki gretagarbo artisti ölür gibi gün batana dek karabasanlar dolaştırır sokaklarda hırdavatçılar, gecenin her köşesinde sarhoşlar gündüzü kusarlar. Güneş vergi iade zarflarında saklanır. Ucuz elbise askılarında tiril tiril amortiden bir deniz sallanır. Sabaha karşı nemli bir ıslık, bir köşede siftinip duran sokak kedilerinin tüylerini tarazlar. Yampiri bir yağmuru seyreder dizilip rengârenk, pis kediler. Boyozcular, elleri yağlı, gözleri yağlı, gönülleri yağlı pis adamlar. Güvenoyu alamamış martılar Kemeraltı çarşısına alışverişe çıkarlar. Otuziki yerinden bıçaklanmış aşklar damlar gözlerinden. Kulenin altında bekler her öğlen Bu şehirde adamın biri her öğlen bir deprem bekler. Didem MADAK Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım? Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Alt katında uyumayı bir ranzanın Üst katında çocukluğum... Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca Havı dökülmüş yerlerine yüzümün Büyük bir aşk yamadım Hayır Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım... Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı. Aşk diyorsunuz ya Ben istemenin Allahını bilirim bayım! Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Balkona yorgun çamaşırlar asmay Ki uçlarından çile damlardı. Güneşte nane kurutmayı Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım. Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım. Uzaklara gittim Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım! Süt içtim acım hafiflesin diye Çikolata yedim bir köşeye çekilip Zehrimi alsın diye Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz İlahiler öğrendim. Siz zehir nedir bilmezsiniz Zehir aşkı bilir oysa bayım! Ben işte miraç gecelerinde Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım, Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım, Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin Bir şiir aradım. Geçen üç yıl boyunca Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım. Ülkem olmayan ülkemi Kayboluşumu aradım. Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm. Bir ters bir yüz kazaklar ördüm Haroşa bir hayat bırakmak için. Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm. Kimi gün öylesine yalnızdım Derdimi annemin fotoğrafına anlattım. Annem Ki beyaz bir kadındır. Ölüsünü şiirle yıkadım. Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Acının ortasında acısız olmayı, Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım. Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım. Aşk diyorsunuz ya, İşte orda durun bayım Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım Kendimin ucunda Öyle ıslak, Öyle kötü kokan, Yırtık ve perişan. Siz aşkı ne bilirsiniz bayım Aşkı aşk bilir yalnız! Didem MADAK
Sevgili Anneciğim, Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc’ın ucuz evinde Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor di’li geçmiş zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında Durmadan soluyormuş gibi Hatırlar mısın? Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü’nü O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü. Vişne bahçeleriyle dolu, Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. Bazen ölmek istiyorum Beni yeniden doğurman için İri, ekşi bir vişne tanesi gibi. Kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya Bazen görülen rüyalar gibi kapkara Bir ton rüya çıtırdarken Sen kar yağmadan önce başkaydın, Kar yağdıktan sonra bambaşka. Sanki hep buluğ çağındaydım. Kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları Binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini Bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar... Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı. Ben bu eve Muc’ın ucuz evi diyorm Yokluğunda böyle oldum. Mucize öldükten sonra buraya taşındım. Ve inan Muc bu evi bana çok ucuza verdi. Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam. Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim. Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri Diye başlayan bir çocuk romanında... Şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için, Bu acımasız ölü anne sesini Şimdi mucizevi bir yerdeyim Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada Ve çok ağır ilerliyor. Yüzümdeki çillerden başka İsyan eden biri yok hayatımda. NOT Ölen her kadın için bir şiir yazdım. Onları Muc’a evin karşılığında verdim Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı ANNE!
didem madak annemle ilgili şeyler