Adetbittikten sonra lekelenme namaz. Adet Bittikten Sonra Kan Gelmesi Hamilelik Olabilir Mi? Kadınlar hamileyken bazen halk arasında üstüne görme denilen durum oluşabilir. Eğer kadın, âdetten temizlendikten sonra kendisinden sarı veya bulanık bir sıvı gelirse, bu sıvı bir şey sayılmaz.
Namaz namaz bittikten sonra geriye kalanlardır
Çeşitlive Kolay Havas Uygulamaları. 1 - Zalimi görevinden azlettirmek rezil ve perisan etmek icin. Cuma günü aksam namaz indan sonra eve gir bedenin ve oturdugun yer tertemiz olmasi lazim. Bin defa istigfari serif getir. (estagfirullah el aziym ve etubu ileyke).
Sözkonusu döneme girdiğinde orucuna ara verir ve bitene kadar bekler. Daha sonra gusül alıp bıraktığı yerden oruçlarına devam eder. 34. Namaz kılmayanın tuttuğu oruç kabul edilir mi? Her ibadet kendi başına değerlendirilir. Yani namaz kılmayanın tuttuğu oruç kabul olmaz diye bir şey söylenemez.
Soru 480: Namazı bittikten sonra veya namaz esnasında zikri yanlış söylediğinin farkına varırsa hükmü nedir? Cevap: Zikrin, yani rükû ve secdenin yeri geçmişse üzerine bir şey gelmez. Soru 481: Namazın üç ve dördüncü rekâtlarında "tes-bihat-ı erbaa"yı bir kere söylemek yeterli midir?
Eğerkan tekrar gelmezse, 3 günden önce kesilmişse namaz abdesti, 3 günden sonra kesilmişse gusül abdesti alır, namazını kılar. Oruçta : Eğer kan gece kesilirse, orucunu tutar. Gündüz kesilirse, oruçluymuş gibi yemez, içmez. Eğer kan tekrar gelirse, adet hali devam eder.
MQnZ. Namazın Rükünleri, Genellikle, Fıkıh kitaplarımızda namazın şartlan ve rükünleri 12 maddede toplanır. Bunun sebebi de, şart ve rükünlerin kolayca öğrenilmesini sağlamaktır. 1- İftitah tekbirini almak İftitah Tekbiri Allahü Ekber» sözüdür. Namaza bu ifade ile başlamak gerekir. Allahü A’zam Allah en azametlidir, Allahü A Ta Allah en yücedir gibi tazim ifade eden cümlelerle yerine getirilip namaz sahih olsa bile namaza girişte bu cümleleri kullanmamak vaciptir. Bir başka deyişle; Allah» lafzından sonra Ekber» kelimesinin söylenmesi en uygun olanıdır. Iftitah Tekbiri ile alakalı bazı meseleler Özrü olmayanların Iftitah Tekbirini ayakta almaları şarttır. Bunun için, cemaat rükuda iken imama uymak isteyen biri hemen niyetini yapıp tekbirini aldığında bakılır; eğer Allahü Ekber» sözünü ayakta durma haline Kıyam’a daha yakın iken almış ise, namaza başlamış sayılır, yok rükûa daha yakın iken almış ise namaza başlamış sayılmaz. Eller uzatıldığında dizlere ermeleri rükûa; ermemeleri de ayakta durmaya yakınlık ölçüsü sayılmıştır. Allahü Ekber» sözünü kendi işiteceği kadar bir sesle söylemek gerekir. Tabii dilsizler ile ümmiler hiçbir şey bilmeyenler, tekbiri henüz öğrenmemiş olanlar bu şartın dışında düşünülmüştür. Yani dilsiz ve ümmiler, yalnız namaza niyyetle yetinirler ve belli bir süre ayakta bekledikten sonra rükûa ve secdeye varırlar. Burada bir hususa dikkati çekmekte yarar görüyorum Kişinin kendi okuduğunu hissetmesi duymak yerine geçmez, yani ses çıkarılmadan dilin hareketi, harflerin boğazdan çıkartılması, dudakların kımıldatılması hiçbir zaman ses yerine geçmez, bu hususa çok dikkat etmek lazımdır. Namazlarımızın sıhhatli olmalarının şartlarından biri de budur. Iftitah Tekbiri alınırken Ekber» lafzındaki b» sessiz harfinin önüne e» sesli harfi getirilir. İki a» sesi verecek kadar Ekbaar» diye çekilerek söylendiğinde namaza başlanılmış olmaz. Ayrıca Allah» lafza-i Celali’nin başındaki A» sesli harfini de yine iki A» sesi verecek derecede Allahü» diye söylemek caiz değildir. Bunu bilerek yapmak küfürdür. Bu söylediklerimiz namaz içindeki intikal geçiş tekbirlerinde de yapılırsa namazı bozarlar. İmama uyan kimse Iftitah Tekbirini imamla birlikte veya O’ndan hemen sonra almalıdır, imam Ebü Yusuf ile imam Muhammed’e göre, imam tekbir aldıktan sonra hemen O’nun ardından tekbir almaları daha faziletlidir. 2- Kıyam Namazda ayakta durmak Özürleri olmayanların farz ve vacip namazlarda ayakta durmaları lazımdır. Ayakta durmanın ölçüsü eller salıverildiğinde dizlere ulaşmamalarıdır. Üç defa Sübhanallah» denilecek kadar bir süre ayakta durmak farzdır. Çünkü üç kere Sübhanallah» sözü, bir rükün için ölçü sayılmıştır. Sünnet ve diğer Nafile Namazlar, bir özür olmasa da oturularak kılınabilir, ama ayakta kılınmaları daha çok sevap kazandırır. Kıyamla ilgili bazı meseleler Ayakta durma kıyam, rüku ve secdeye kadir olan kimseler için farzdır. Bunun için, rüku ve secde yapmayan birisi namazını oturduğu yerde ima ile kılar. Dilsiz olan biri İftitah Tekbirini aldıktan sonra üç kısa ayet okuyacak kadar bir süre ayakta durur, ardından rükua ve secdeye varır. Rükua veya secdeye vardığında, yarasından kan akan veya ayakta namaz kıldığında idrarını tutamayan kimse, namazını oturarak kılar. 3- Kıraat Kuran okumak Yalnız başına namaz kılanın, farz olan namazların iki rekatında Kur’an’dan en az iki kelimeli bir ayet okuması farzdır. Tek kelime veya ha mim, ya-sin gibi bir kaç harften oluşan bir ayet, kıraat okuma yerine geçmez ve bunlarla farz yerine getirilmez. Nafile namazların ise, her bir rekâtında belirttiğimiz miktarda Kur’an okuma zorunluğu vardır. Namazdaki okumanın sahih olabilmesi için ağzından çıkanı kulağın işitmesi şarttır. Sessiz yapılan dil ve dudak hareketleri okuma yerine geçmez. Bir diğer ifade ile, kişinin kendi okuduğunu duymayıp, okuduğunu hissetmesi okuma sayılmaz. İmama uyan kimseler, imamın ardından Kur’an okumazlar. Dört veya üç rekât farzların herhangi iki rekâtında Kur’an okumak farzdır. ilk iki rekâtında okunması farz değil vaciptir. Mesela; namaza dursak, birinci rekâtta bir şey okumayıp ikinci ve üçüncü rekâtlarda iki-üç ayet okusak, namazımız sahih olur. Ama vacibi terk ettiğimiz için mesul duruma düşeriz. Kur’ an okumanın namazdaki yeri, ayakta durma halidir. Bir özürden dolayı oturduğu yerde namaz kılan ile yine oturduğu yerde Nafile kılan sağlam kişi, bu hükmün dışında mütalaa edilir. Tek başına namaz kılanın Fatiha’yı okuması vaciptir. Ama Fatiha’yı bilmeyip, yalnız ihlas suresini bilen, namazın her rekâtında ihlas suresini okur. Yine, ezberinde ihlas suresinden başka ayet olmayan biri, İhlas’ı her rekâtta bir kere okur, aynı rekâtta imamı A’zam’a göre iki, üç defa okumaz. İmam Ebu Yusuf ile imam Muhammed ise, bir kaç kere okuyabileceğini söylemişlerdir. Ezberinde başka ayet ve sureler bulunan birinin, aynı ayeti aynı rekâtta bir kaç defa okuması, imam Ebu Yusuf ile imam Muhammed’e göre de caiz değildir. Uzun bir ayeti ikiye bölerek okumak Uzun bir ayeti ikiye bölerek, iki rekâtta okumak caizdir. Lakin, en iyisi böyle davranışlardan kaçınmaktır. Vitir namazının her üç rekâtında da en az iki ayet okumak farzdır. 4- Rükûa varmak Eğilmek Rükûa varmak namazların rükünlerindendir. Bu eğilmeden maksat, hem başın hem de belin eğilmesidir. Şöyle ki Namaz kılan kimse, iki elinin parmak aralarını açarak dizlerine koyar; vücudunun belden yukarı kısmını yere paralel bir şekilde eğerek başını yukarı kaldırmadan ve aşağı indirmeden dümdüz tutar. Özürsüz olan birinin, yalnız başını eğerek yaptığı rükû sahih değildir. Yine, rükûdan çok ayakta durmak haline yakın olanın rükûu da sahih değildir. Rükûda Sübhane Rabbiye’I-Azim Yüce Rabbi mi noksan sıfatlardan tenzih ederim » mealindeki teşbih okunur. Rükû ile alakalı çeşitli meseleler Yaratılışları icabı rüku halini andırır şeklinde kambur olanlar yahut ihtiyarlıktan dolayı beli bükülüp doğrulamayanlar, rükû yapacakları zaman eğitebildikleri kadar eğilerek dizlerini tutarlar. Bu kabil olmazsa, başlarını biraz daha öne eğerek rükûlarını yaparlar. İmamın, rükûda birini beklemesi Bildiği bir şahsın cemaate yetişmesi için, bir imamın okumasını veya rükûunu uzatması tahrimen mekruhtur. Ama ayak seslerini duyduğu şahsın kim olduğunu bilmeden böyle bir yola başvurursa, bunda bir sakınca yoktur. Oturduğu yerde namaz kılan kimse alnını, dizlerine paralel olacak şekilde eğer. İmam, henüz rükûda iken ayakta İftitah Tekbirini alıp imama yetişen, o rekâta yetişmiş sayılır. Ama kendisi tam rükûa giderken; imam rükûdan doğrulursa, o rekâta kavuşmamış olur. Bir kimse, imam rükûa varmadan rükûa varıp doğrulsa; diğer bir ifade ile; imamla birlikte hiç rükûda bulunmasa namazı sahih olmaz. İmam rükûda iken camiye giren kişi, hemen ayakta İftitah Tekbirini alır ve ardından rükûa varır, rükû tekbiri almaz. Aldığı iftitah Tekbiri, hem kendi yerine, hem rükû tekbiri yerine geçer. 5- Sücüd Secde etmek Secde, tazim kastıyla yüzün bir kısmını yere koymaktır. Kişi secde ederken, avuçlarını yere bastırır ve yüzünü iki elinin arasına koyarak burnu ve alnı üzerine secdesini yapar. Secde, her rekâtta kısa aralıklarla iki kez yapılır. Yanak, şakak, çene ve altındaki saç bitimi bölgelerini, -bir özre dayandırılsa da – yere koymakla secde yapılmaz. Secdede Sübhane Rabbiye’l -A’la Pek yüce Rabbi mi noksan sıfatlardan tenzih ederim» mealindeki teşbih söylenir. Secde ile alakalı değişik meseleler imam-ı A’zam hazretlerine göre, özürsüz olarak yalnız burun veya yalnız alın üzerine secde yapmak caiz, fakat mekruhtur, imam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed ise, özürsüz olarak yalnız burun üzerine secde yapmanın caiz olmadığını söylemişlerdir. Bir kimse, başındaki sarığın kıvrımıyla sırtındaki elbisenin fazlalığı üzerine secde edebilir. Alnı kapayan takke vs. üzerine de secde yapılır. Secde edilen yerin yüksekliği Secde edilen yer, ayakların bulunduğu yerden 27 santimetre den yüksek olmamalıdır. Ancak cemaat kalabalık olduğunda, önünde kendisinin kıldığı namazı kılanın arkasına secde yapabilir. Önündeki adam aynı namazı kılmıyorsa veya namazını bitirmiş ise, O’nun sırtına secde yapamaz. Secdede elleri ve dizleri yere koymak farz değil vaciptir. Secdenin sahih olabilmesi için, ayak parmaklarının en azından bir kaçının ucunun yere değmesi gerekir. Ayak parmaklarının çoğu yere değmeden yalnız ayağın üstünün yere konulması secde için kafi değildir. Ayak parmaklarının iç taraflarından uçlarının yere konulmasıyla parmakların tam Kıble ’ye yöneltilmesi sağlanmalıdır. Secdedeki kişi iki ayağını yerden kesse ve hiç yere koymadan doğrulsa secdesi sahih olmaz. Kar, pamuk, yün, sünger, saman gibi yerin sertliğini bulmaya engel maddeler üzerine secde eden kimse, burnunu ve alnını yerleştirdiğinde; yerin katılığını bulur veya bunların aralarındaki boşluklar dolarak bir sertlik meydana gelirse secde sahih olur. Yoksa olmaz. Elin koyulduğu yerin temiz olması şartıyla elin üstüne veya avuç içlerine secde yapmak kerahetle caizdir. Özürlü veya özürsüz olarak dizler üzerine secde yapmak caiz değildir. Ama bir özürden dolayı uyluklar üzerine secde yapılabilir. Küçük bir taş üzerine secde yapanın alnının çoğu yere değiyorsa secdesi sahih olur. Değmiyorsa olmaz. Rükûda ve secdede uyuyakalan, namazını iade etmez ve abdestli sayılır. Çıplak toprak üzerinde namaz kılarken başını secdeye koyduğunda, yerde diken vs. olduğunu fark ettiğinde, başını oradan kaldırıp secdesini başka tarafa yapabilir ve bu iki hareket, tek secde sayılır. Secdede asıl olan toprağa yapılmasıdır. Elbiseleri temiz tutmak, soğuktan korunma gayelerine matüf olmaksızın, sırf alnı tozdan korumak için seccade üzerinde namaz kılmak mekruhtur. Bunun için, kırlarda namaz kılarken yalnız alnımızın geldiği yere mendil vs. sermemiz hiç doğru değildir. Her rekâtta iki secde vardır. Bunlardan biri kasten terkedilirse namaz fasid olur. Sehven terkedilirse, selamdan sonra hatırlandığında -eğer namazı bozan bir harekette bulunulmamış ise -secdeye varılır ve Tehiyyat’a oturulur. Tehiyyat’tan sonra selam verilerek Sehiv secdesi ’ne varılır ve tekrar Tehiyyat ile salli-barik okunduktan sonra selamla namazdan çıkılır. 6- Ka’de-i Ahire Son oturuş Namazın nev’ine göre, rekâtları bittikten sonra sonunda ettehıyyatü duasının okunacağı kadar bir süre oturmak farzdır. Bu oturuş yapılmadan namazdan çıkılırsa namaz sahih olmaz. Son oturuşla ilgili bir kaç mesele Son oturuş, namazın öğrendiğimiz rükünlerinin en sonunda yapılır. Bunun içindir ki, namaz içinde her rekâta ait secdelerden biri unutulup sonradan hatırlandığında, selamdan sonra bu secde yapılır ve tekrar son oturuş icra edilerek tehiyyat okunur. Son oturuş farz olduğundan, dört rekât Öğlenin farzını kılarken, dördüncü rekâtı kıldıktan sonra oturmayıp ayağa kalksak ve beşinci rekâtı secde ile kayıtlasak, kıldığımız namaz Nafile’ye dönüşür. Bu beşinci rekâta; bir rekât daha ilave ederek, selam veririz ve farzımızı yeniden kılarız. Bu durumlarda Sehiv Secdesi yapmak gerekmez. Son oturuşta ettehiyyatü» okunacak kadar bir süre oturduktan sonra selam vermeden abdestimiz bozulsa, namazımız tamam olur. Namazın Şartları
Arama NAMAZDA MEKRUH OLAN ŞEYLER → ← RESULULLAH'A SALÂVAT 1113- On iki şey namazı bozar ve onlara "mübtilat" [=na-mazı bozan şeyler] denir 1 Namazda, namazın şartlarından birinin yok olması. Örneğin, namazdayken elbisenin necis olduğunun anlaşılması gibi. 2 Namazdayken bilerek veya bilmeyerek veya çaresizlik yüzünden abdest veya guslü batıl eden bir şeyin meydana gelmesi. Örneğin, idrar gelmesi gibi. Hatta namazın son secdesinin ardından bilmeyerek veya çaresizlikten olsa dahi farz ihtiyat gereği namazı batıldır. Ancak idrar veya büyük abdestini tutamayan kimseden namaz esnasında idrar veya gaita çıkacak olursa, abdest hükümlerinde açıklandığı üzere hareket ettiği takdirde, namazı batıl olmaz. Yine namaz esnasında müstehaze kadından kan gelirse, istihazeyle ilgili olarak açıklanan hükümleri uygulamış olursa, namazı sahihtir. 1114- Elinde olmadan uyumuş olan kimse, namazda mı, yoksa namazdan sonra mı uyuduğunu bilmezse bu durumda; eğer kıldığı namazın örfün namaz diyeceği miktarda olduğunu bilirse namazı iade etmesine gerek yoktur. 1115- Kendi iradesi ile uyuduğunu bilir; ama bunun, namazdan sonra mı, yoksa namaz esnasındayken namazda olduğunu unutarak mı gerçekleştiğinden şüpheye düşerse, bir önceki meselede denilen şartla namazı sahihtir. 1116- Secde hâlindeyken uykudan uyanır ve namazın son secdesi mi, yoksa şükür secdesi mi olduğundan şüpheye düşerse, ister bilerek uyuduğunu bilsin veya elinde olmadan, namazı sahihtir ve iade etmesi gerekmez. 3 Namazı bozan şeylerden biri de saygı ve tevazu niyetiyle elleri üst üste koymaktır. Elbette bu şekilde yapanın namazının batıl olması farz ihtiyat gereğidir. Meşru olduğu niyetiyle bu şekilde yapmanın haram olduğunda ise şüphe yoktur. 1117- Unutkanlık, çaresizlik, takiye veya kaşımak gibi başka bir sebepten eller üst üste koyulursa, sakıncası yoktur. 4 Fatiha okunduktan sonra "Âmin" denilmesi. Meşru olduğu kastıyla söylendiği taktirde haram olmasında şüphe olmamasına rağmen, me’mum hariç, onunla namazın batıl olması ihtiyat gereğidir. Ama eğer yanlışlıkla veya takiyyeden dolayı derse namazının sakıncası yoktur. 5 Mazereti olmadan kıbleden dönmek. Ama dönmesi unutkanlık veya onu kıbleden çevirecek şiddetli fırtına gibi, zaruri bir sebep olursa, sağ veya sol tarafa ulaşmadıkça namazı sahihtir. Özrü bertaraf olduğunda hemen kıbleye dönmelidir. Sağ veya sol tarafa ulaştığında veya arkası kıbleye geldiğinde; unuttuğu, farkında olmadığı veya kıbleyi doğru teşhis edemediği için olursa ve konuyu, namazı bozduğu taktirde onu -bir rekâtı vakit dahilinde olsa bile- vakit dahilinde yeniden kılmaya imkânı olduğu bir vakitte hatırlarsa, namazı baştan almalıdır. Aksi taktirde o namazla yetinmeli kaza etmesi de gerekmez. Kıbleden dönmesi zaruri bir sebepten olduğunda da hüküm aynıdır. Dolayısıyla bir rekâtı vakit dâhilinde olsa bile, kıbleden dönmeden onu vakit dâhilinde kılma imkânı olursa, namazı baştan almalıdır. Aksi taktirde o namazı tamamlamalıdır. Kaza etmesine de gerek yoktur. 1118- Yüzünü sadece kıbleden döndürür fakat bedeni kıbleye doğru olursa, arkasının bir miktarını görecek kadar kafasını kıbleden çevirirse, bu durumda daha önceden de açıkladığımız gibi kıbleden dönmüş hükmü verilir. Ama bu hadde olmaz, fakat örfe göre fazla olursa, farz ihtiyat gereği namazını yeniden kılmalıdır. Ama baş biraz döndürülürse, mekruh olmakla birlikte namaz batıl olmaz. 6 Namazı batıl eden şeylerden biri de, bir harften oluşan bir kelime dahi olsa, bilerek konuşmaktır. Eğer Arapçada “Koru” anlamına gelen ق “Kı” harfi gibi bizzat kendisinin anlamını ifade eder, veya alfabe harflerinin ikincisini ifade eden ب harfi gibi soru karşılığında cevap olarak verilirse, ayrı bir kelimenin manasını ifade ederse, namazı batıl olur. Herhangi bir anlamı ifade etmediği taktirde de, eğer iki veya daha fazla harften oluşursa, yine de ihtiyat gereği namazı batıl eder. 1119- Bir veya daha fazla harften oluşan bir kelimeyi bilmeyerek söylerse, söylediği kelimenin anlamı da olsa namazı batıl olmaz. Ama farz ihtiyat gereği namazdan sonra Sahiv secdesi yapmalıdır. Bu konu daha sonra açıklanacaktır. 1120- Namazda öksürmenin, geğirmenin sakıncası yoktur. Fakat farz ihtiyat gereği bilerek “ah” çekmemeli ve hüzün harfleri söylememelidir. Bilerek “ah” “of” ve benzeri şeyler söylerse namazı batıl olur. 1121- Bir kelimeyi zikir niyetiyle söylerse, meselâ, zikir niyetiyle "Allahu ekber" der ve söylediği zaman başkasına bir şey anlatmak için sesini yükseltirse, sakıncası yoktur. Yine başkasının bir şeye dikkatinin çekileceğini bilerek, zikir niyetiyle bir şey söylerse sakıncası yoktur. Ama zikir kastı olmaz veya her ikisini de niyet ederse, örneğin, lefzi her iki manada da kullanırsa namazı batıldır. Ama zikir niyeti eder ve bununla başkasına bir şey anlatmaya çalışırsa namazı sahihtir. 1122- Namazda Kurân ve dua okumanın sakıncası yoktur. Müstehap ihtiyata göre Arapçadan başka bir dille dua okunmamalıdır. Farz secdesi olan dört ayetle ilgili hüküm ise 970. meselede açıklandı. 1123- Fatiha, sure ve zikirlerden herhangi bir kısmını, kasıtlı olarak veya ihtiyat ederek bir kaç kez okumanın sakıncası yoktur. 1124- Namaz kılan birisi başkasına selâm vermemelidir. Eğer bir başkası ona selâm verirse, cevabını vermelidir. Cevap da selam gibi olmalı fazlalık eklenmemelidir. Meselâ, "Es-selâmu aleykum ve Rahmtullahi ve Berekâtuhu" dememelidir. Hatta selamın cevabında “Aleykum” veya “aleyke” lâfzîni selamdan önce dememesi ihtiyaten farzdır. Hatta selam veren bu şekilde demese de yine müstehap ihtiyata göre kâmilen onun verdiği şekilde cevap vermek gerekir. Örneğin "Selâmun aleykum" derse cevabında "Selâmun aleykum";"es-Selâmun aleykum" derse cevabında "es-Selâmun aleykum" ; "Selâmun aleyk" derse cevabında "Selâmun aleykum" demelidir. Fakat " Aleykum selâm " derse cevabında " Aleykum selâm " veya “es-Selâmun aleykum" veya “Selâmun aleykum" diyebilir. 1125- Selâmın cevabı, ister namazda olsun, ister namaz dışında olsun, hemen verilmelidir. Eğer selâmın cevabı, kasıtlı olarak veya unutkanlıkla, verildiğinde selâmın cevabı sayılmayacak kadar geciktirilirse, namazdaysa cevap vermeli; namazda değilse, cevap vermek farz olmaz. 1126- Selâmın cevabı, selâm verenin duyacağı şekilde verilmelidir. Fakat selâm veren sağır olursa veya selam vererek hemen geçerse, selamın cevabını işaretle veya benzeri bir şekilde anlatmak mümkünse cevap verilmelidir. Bunun dışında cevap vermek namazın dışında gerekli olmayıp, namazda da caiz değildir. 1127- Namaz kılan, selâmın cevabını tahiyyet niyetiyle vermelidir. Dua niyeti etmesinin de sakıncası yoktur. Yani alemlerin rabbinden selam eden için sağlık ve esenlik dileyebilir. 1128- Eğer nâmahrem kadın veya erkek veya iyiyi kötüyü anlayan bulûğ çağına ermemiş çocuk, namaz kılana selâm verirse, namaz kılan onun cevabını vermelidir. Kadın selam verdiğinde “Selamun aleyke” derse o da cevabında “Selamun Aleyki” diyebilir.[49] 1129- Namaz kılan selâmın cevabını vermezse, günah işlemiş olur; ama namazı sahihtir. 1130- Namaz kılana yanlış selâm verilirse, cevabı doğru bir şekilde verilmelidir. 1131- Şaka ile veya alay etmek için selâm verenin ayrıca zimmi olmayan gayrimüslim kadın ve erkeğin selâmına cevap vermek vacip değildir. Zimmi olursa sadece "aleyk" demekle yetinilmelidir. 1132- Bir topluluğa selâm verilirse, selâmın cevabını vermek hepsinin üzerine farz olur. Ama, topluluktan birinin cevap vermesi, yeterli olur [ve diğerlerinin üzerinden kalkar]. 1133- Eğer bir kişi bir topluluğa selâm verir de, selam verenin selam verme niyeti olmayan biri de cevap verirse, yine selâmın cevabını vermek o grup üzerine farz olur. 1134- Eğer bir kimse, bir topluluğa selâm verirse, topluluk arasında namaz kılan biri olur ve kendisinin selâm veren tarafından kastedilip edilmediğini bilmez ise cevap vermemelidir. Yine farz ihtiyat gereği kendisinin de kastedildiğini bildiği hâlde başkası cevap verirse hüküm aynıdır. Ama eğer kendisinin kastedildiğini bilir ve başkası da cevap vermez veya cevabını verip vermediklerinde şüphe ederse, cevap vermesi gerekir. 1135- Selâm vermek sünnettir. Bineklinin yayaya, ayak-ta olanın oturana, küçüğün büyüğe selâm vermesi rivayetlerde tavsiye edilmiştir. 1136- Eğer iki kişi aynı anda birbirlerine selâm verirlerse, farz ihtiyat gereği her biri diğerinin selâmını cevaplamalıdır. 1137- Namaz dışında, selâmın cevabını daha güzel bir şekilde vermek müstehaptır. Meselâ, "Selâmun aleykum" diyen kimsenin cevabında, "Selâmun aleykum ve rahmetul-lah" denmesi müstehaptır. 7 Bilerek sesli bir şekilde gülmek namazı bozar. Mukaddimesi bilerek yapılmışsa, istemeyerek de olsa hüküm aynıdır. Hatta mukaddimesi bilerek dahi olmasa, vakit varsa farz ihtiyata göre namazı yeniden kılmalıdır. Ama bilerek sessiz ve bilmeyerek sesli gülmek namazı bozmaz. 1138- Eğer sesli gülmeyi önlemek için hâli değişirse, meselâ yüzü kızarırsa, farz ihtiyata göre namazı iade etmelidir. 8 Farz ihtiyat gereği, namazı bozan şeylerden biri de, bilerek dünya meselesi için sesli veya sessiz ağlamaktır. Allah korkusundan ya Allah’a yönelmeye olan aşktan dolayı veya ahiret için sesli ve sessiz ağlamanın sakıncası olmadığı gibi, en üstün amellerden biridir. Hatta Allah karşısında zelil bir şekilde dünyevi istekleri için ağlamasının sakıncası yoktur. 9 Namazı batıl eden şeylerden biri de, namazın şeklini bozan hareketlerdir. Meselâ, havaya zıplamak ve benzeri hareketler. Bunlar bilerek yapılsın veya bilmeyerek, namazı bozar. Fakat el ile işaret etmek gibi namazın şeklini değiştirmeyen hareketlerin sakıncası yoktur. 1139- Namazdayken, "namaz kılmıyor" denecek kadar susmak, namazı batıl eder. 1140- Namazda bir iş yapar veya bir müddet susar ve namazın bozulup bozulmadığından şüpheye düşerse, namazı yeniden kılmalıdır. İlk önce kıldığı namazı tamamlayarak tekrar iade etmesi daha iyidir. 10 Namazda, "namaz kılmıyor" denecek şekilde yemek veya içmek. Namaz esnasında namaz kılmıyor denecek şekilde, bir şey yer veya içerse; ister bilerek olsun veya unutkanlıktan dolayı olsun namazı batıl olur. Ama oruç tutmak isteyen kimse, sabah ezanından önce müstehap bir namaz kılar ve kendisi de susuz olursa, namazı bitirmeyi beklediği taktirde sabah ezanı olacağından korkarsa ve su da onun önünde birkaç adım ötede ise, namazı arasında su içebilir. Ama yüzü kıbleden çevirmek gibi namazı batıl eden bir şey yapmamalıdır. 1141- Yemek ve içmek namazın şeklini bozmasa da farz ihtiyat gereği namazı yeniden kılmalıdır. İster namazı peş peşe kılıyor, denmeyecek kadar muvalatı fiil ve cüzlerinin peş peşe yapılması gözetilmesin, ister gözetilsin hüküm aynıdır. 1142- Namazda, dişin dibinde kalan yemek artıklarını yutmak, namazı bozmaz. yine şeker ve benzeri şeyler, ağızda kalır ve namazda yavaş yavaş eriyip boğaza giderse, sakıncası yoktur. 11 Namazı bozan şeylerden biri de, İki veya üç rekâtlı namazların rekâtlarında ya da dört rekâtlı namazların ilk iki rekâtında şüpheye düşmek ve şüphede baki kalmaktır. 12 Namazı bozan şeylerden bir diğeri, namazın rüknünü bilerek veya bilmeyerek azaltmak, rükün olmayan bir şeyi de bilerek azaltmak veya namazın bir cüzünü bilerek çoğaltmaktır. Aynı şekilde bir rekâtta, rükû veya iki secde gibi rükünleri bilmeyerek izafi ederse, namazı farz ihtiyat gereği batıldır. Ama bilmeden İftitah Tekbirini fazla söylemek namazı batıl etmez. 1143- Namaz bittikten sonra, namazdayken namazı bozan bir işin yapılıp yapılmadığından şüpheye düşülürse, namaz sahihtir. NAMAZDA MEKRUH OLAN ŞEYLER → ← RESULULLAH'A SALÂVAT
Anasayfa / FETVALAR / Namaz kıldıktan sonra üzerinde veya seccadede kan görmek Yorum Yap Görüntüleme Böyle bir durumda ihtiyaten abdest tazeleyip namazın iade edilmesi en uygunudur. Çünkü kanama abdest alındıktan sonra meydana gelmiş olabilir. Elbisedeki sıvı olan necasetin namaza mani olmasının ölçüsü el ayası dediğimiz avuç içinden daha geniş bir alana yayılmış olmasıdır. El ayasından az miktarlar namazın sıhhatine engel değildir, muaf kabul edilir. Bununla birlikte esas olan tam bir temizlik ile namazın kılınmasıdır. Bu nedenle imkân bulunduğu takdirde, gerek bedenin ve gerek elbise ile yerin temiz olmayan en az bir şeyden bile beri bulunmasını temin etmeye çalışmak daha faziletlidir. Temiz olmayan bir şeyin muaf denilen az miktarı ile namaz kılınması tamamen affedilmiş değildir, bilakis tahrîmen mekruhtur, bunu gidermeden namaza başlamamalıdır. Seccade üzerindeki necaset hususunda ise, bu necasetin nerede olduğuna bakılır. Eğer ayak ve secde bölgesinde ise, namaza manidir. Seccadenin diğer bölgesinde ise, namaza mani olmaz.
Oruç tutmak isteyen kadınların en çok merak ettikleri konu niyet ettikten sonra gelen adet lekesi durumunda orucun bozulup bozulmadığı dır. Yazımızın devamında oruçluyken adet olma hakkında en çok sorulan soruların yanıtlarına ulaşacaksınız. Adet lekesi ve oruç hakkında en çok sorulanlar Oruçluyken adet olunca oruç bozulur mu? Adet öncesi kahverengi akıntı orucu bozar mı? Oruçluyken leke gelirse oruç bozulur mu Leke görünce oruç bozulur mu? Ara kanama orucu bozar mı? Adet lekesi gelirken oruç tutulur mu? Adetin son günü oruç tutulur mu? Sarı akıntı orucu bozar mı? Peki oruçluyken adet olunca oruç bozulur mu? Kısa öz cevap vermek gerekirse evet. Yalnız bunu değiştiren bir çok etkende olabilir. Mesela adet bittikten sonra kan gelmesi orucu bozmaz. Adet kanamaları kadınlarda farklı renklerde görülebilmektedir. Ortalama olarak 6 farklı renkte olabilecek olan adet kanamalarının hepsine hayız kanı adı verilmektedir. Oruç tutmak için niyet eden kadınlarda hayız kanının ya da herhangi bir akıntının kesinlikle olmaması gerekmektedir. Böyle durumlarda kişinin orucu kabul olmaz. Adet lekesi orucu bozan durumlar arasında yer aldığı için, kadınların adet dönemlerini iyi bir şekilde hesaplamalı ve oruçlarını bu hesaplamalara göre tutmalıdır. Oruç tutmaya niyet etmiş kadınlarda oruçlu iken oluşan lekelenmelerde orucunu hemen bozmaması gerekmektedir. Eğer kanama miktarı bir nohut büyüklüğünde ise oruç bozulur. Fakat adet kanamasının nohut büyüklüğünden daha küçük olmasında oruç bozulmaz ve kazasının kılınmasına da gerek kalmaz. Her kanama adet kanaması değildir. Bu nedenle kadınların gelen kanamanın ne olduğunu anlamadan orucunu bozmaması gerekmektedir. Adet süresi 3 ile 10 gün arasında değişmektedir. 3 günden önce gelen veya 10 günden sonra gelen kanamalar, artık adet görmeyen ya da henüz hiç adet olmamış bayanlarda olan kanamalar adet kanaması değildir. Bu kanamalar bayanlarda oruç tutmaya niyet ettikten sonra gerçekleştiğinde oruç bozulmaz. Belirtilen kanamaların dışında gerçekleşen ve oruç tutmaya niyet ettikten sonra olan adet lekesi kişinin orucunu bozar. Adet dönemimde en çok sorulan sorular Adet öncesi kahverengi akıntı orucu bozar mı? Evet! adet olma dönemine girdiğiniz için, oruç tutmanız uygun değildir. Beyaz akıntı gelene kadar beklenmelidir. Oruçluyken leke gelirse oruç bozulur mu? Evet! Leke gelmesi regl oluşumu anlamına gelir. Bu durumlarda yeme içmeye devam edilir. Edepten dolayı gizli şekilde yenilip içilmesi daha makbuldur. Yalnızca şuna dikkat edilmesi gerekir. Dinimizce kabul edilen adet dönemi 10 gündür. Bu sürenin dışına çıktıktan sonra olan lekelenme durumları orucu bozmaz. Peki leke görünce oruç bozulur mu? yukarıda bahsettiğim gibi, ne zaman lekeyi gördüğünüze bağlı. Adet öncesi ise evet sonrası için hayır. Adet bittikten sonra kan gelmesi orucu bozmaz. Ara kanama orucu bozar mı? aynı cevap bunun içinde geçerli. Adet süresi 10 gün olarak kabul edildiğinden ne zaman ara kanama olduğu önemlidir. Adet sonrası olan bir kanama ise başka bir hastalık sayılır ve oruç tutulur. Adet lekesi gelirken oruç tutulur mu? HAYIR! Niyetliyken adet olunursa oruç tutulmaz. Adet 3 ile 10 gün arasında süreceği için o zamana kadar özür sayılır ve normal yeme içmeye devam edilir. Adetin son günü oruç tutulur mu? HAYIR! Aslında buna kendiniz karar vermelisiniz. Normal zamanlarda adetiniz kaç gün sürer? örnek vermek gerekirse sizin adetiniz düzgün olarak 6 gün sürüyor diyelim. Tam 6. gün kan geldiyse oruç bozulur ama 8. gün oldu diyelim o zaman bozulmama ihtimali vardır. Ama size tavsiyem riske atmayın ve orucunuzu kaza yapmak için erteleyin. Sarı akıntı orucu bozar mı? EVET! Sarı lekelenme veya akıntı hangi dönemde oluyor? Şayet adet zamanındaysa oruç bozulur, adetten sonra olan bir akıntıysa oruç tutulur. Regl dönemimde bir çok renkte akıntı olabilir. Kırmızı, sarı, toprak rengi, siyah, yeşil, kirlimsi gibi renklerde görülen akıntı adet kanaması olarak sayılır ve bu dönemlerde oruç tutulmaz. Ta ki, safi beyaz renk görene kadar oruç tutulup namaz kılınmaz. Adet döneminde şiddetli karın ağrısı yaşıyorsanız; Adet Karın Ağrısına Ne İyi Gelir? Başlıklı konumuza bakmanızda fayda vardır. Adet dönemimde oluşan kan lekelerin temizleme yollarını anlatan konumuza da buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca adet söktürücü ilaç isimlerini bir araya topladığımız konumuza da bir göz atmanızda fayda var.
namaz bittikten sonra kan görmek